ihtiyaç nedeniyle tahliye

Bir konutu ya da işyerini kiraya verdikten sonra kendinizin, eşinizin ya da çocuğunuzun oraya taşınma ihtiyacı doğduğunda, “mal benim, istediğim zaman çıkarırım” düşüncesi hukuken çoğu zaman yanıltıcıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesi, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasını sıkı şartlara, dar bir kişi çevresine ve kesin sürelere bağlamıştır; bu şartlardan biri eksik olduğunda dava, esasa girilmeden veya esastan reddedilebilir.

Bu yazıda, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının kimler tarafından ve kimler için açılabileceğini, mahkemenin “gerçek, samimi ve zorunlu ihtiyaç” kriterini hangi delillerle denetlediğini, dava açma sürelerini, ihtarname ve zorunlu arabuluculuk şartlarını ve kötüniyetli tahliyenin 3 yıllık kiralama yasağı ile tazminat sonucunu; ilgili mevzuat ve güncel Yargıtay/Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir ve Kimler İçin İstenebilir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası; kiraya verenin ya da kiraya veren sıfatı bulunmayan malikin, kiralananı kendisinin veya kanunda sınırlı olarak sayılan yakınlarının konut ya da işyeri ihtiyacı amacıyla kullanma zorunluluğu doğması durumunda, kira sözleşmesini mahkeme kararıyla sona erdirmesini sağlayan bir tahliye yoludur. Bu davanın yasal dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesi oluşturur.

“Kiraya veren, kira sözleşmesini; 1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, 2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

Bu dava türü, kiracının kira bedelini ödememesi veya tahliye taahhüdü vermesi gibi kiracıdan kaynaklanan bir kusura dayanmaz; ihtiyaç nedeniyle tahliye tamamen kiraya verenin veya yakınlarının kendi ihtiyacına dayanır. Mülkiyet hakkının özü ile kiracının barınma güvenliği arasındaki hassas menfaat dengesi bu davada yargısal denetime tabi tutulur ve mahkeme, dava açma hakkının yalnızca taşınmazın malikine değil, hukuken “kiraya veren” sıfatına sahip olan kişiye tanındığını gözetir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2015/1031, K. 2015/2447, T. 11.03.2015

“6098 sayılı TBK’nun 350/1. maddesi uyarınca ihtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak davalarda dava hakkı kural olarak kiraya verene aittir” ve “sözü edilen madde hükmüne göre kiraya veren veya kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin alt soyu ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut (veya işyeri) ihtiyacı için dava açabilir” denilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu da bu ilkeyi benzer biçimde teyit etmiştir: “kiraya veren veya Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilen kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin alt soyu ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut veya işyeri ihtiyacı için dava açabilir” kuralı 08.02.2023 tarihli, 2022/990 E. ve 2023/51 K. sayılı kararla teyit edilmiştir. Bu iki karar, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının kişi çevresi bakımından ne kadar sıkı çizilmiş olduğunu göstermektedir.

Kanuna Göre “İhtiyaç Sahibi” Kimlerdir? (Kendisi, Eşi, Altsoyu/Çocukları ve Üstsoyu/Anne-Babası)

TBK m. 350 kapsamında kimlerin konut veya işyeri gereksinimi nedeniyle ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabileceği kanun koyucu tarafından tahdidi (sınırlı sayıda) olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda ihtiyaç sahibi olabilecek kişiler; kiraya verenin veya malikin kendisi, eşi, altsoyu (çocukları, torunları), üstsoyu (anne, baba, büyükanne, büyükbaba) ve kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerdir. Bu kişi grubu dışında kalan bir yakının konut ihtiyacının bulunması, tek başına ihtiyaç nedeniyle tahliye hakkı doğurmaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2021/2159, K. 2021/4476, T. 21.04.2021 (Sınırlı Sayıdaki Kişi Çevresi)

“Kimlerin ihtiyacı için tahliye davası açılabileceği TBK’nın 350. maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır. Sözü edilen madde hükmüne göre kiraya veren veya kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin, alt soy ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut veya iş yeri ihtiyacı için dava açabilir.”

Reşit olan bir çocuğun aileden ayrı yaşama iradesi de altsoy ihtiyacı kapsamında değerlendirilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2024 tarihli, 2023/3813 E. ve 2024/2569 K. sayılı kararında, kiraya verenin “kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa” tahliye talep edebileceği belirtilmiş; reşit olan bir bireyin ayrı bir meskende oturmasının yasal bir hak olduğu ve bu durumun konut ihtiyacının samimiyetinin değerlendirilmesinde dikkate alınacağı ortaya konulmuştur.

Kardeş, Yeğen, Kayınvalide veya Gelin/Damat İçin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye İstenebilir mi?

Kural olarak hayır. Kardeş, yeğen, kayınvalide, gelin veya damat gibi hısımlar, yalnızca bu akrabalık bağlarına dayanılarak TBK m. 350 uyarınca doğrudan ihtiyaç sahibi kabul edilemez; bu kişiler için ihtiyaç nedeniyle tahliye talebi ancak istisnai şartlarla gündeme gelebilir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2015/966, K. 2015/6001, T. 16.06.2015

“Sözü edilen madde hükmüne göre kiraya veren veya kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin alt soy ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut (veya işyeri) ihtiyacı için dava açabilir” ilkesi bu kararda kardeşe ilişkin bir uyuşmazlıkta yinelenmiştir.

Bu kişilerin tahliye davasına konu edilebilmesi, ancak kiraya verenin kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişiler dairesine girmeleriyle mümkündür. Özellikle kardeşler yönünden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesi gündeme gelmektedir:

“Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”

Bu noktada literatürde gerçek bir görüş ayrılığı bulunmaktadır ve bunu olduğu gibi, taraf tutmadan aktarmak gerekir. Doktrindeki baskın görüş ve bir kısım yargısal eğilim; eğer kardeşin barınma ihtiyacı karşılanmadığı takdirde yoksulluğa düşeceği somut olarak kanıtlanabiliyorsa ve kiraya veren refah seviyesinde olup kardeşine kanunen nafaka/bakım borcu altındaysa, kardeşin “kanun gereği bakmakla yükümlü olunan kişi” statüsünde kabul edilebileceğini öngörmektedir. Karşı görüş ise nafaka yükümlülüğünün salt soyut varlığını yeterli görmeyip, yoksulluk tehlikesinin ve kardeşin konut kiralama gücünden tamamen yoksun oluşunun sıkı koşullarla aranması gerektiğini savunmaktadır. Yukarıda aktarılan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2015/966 E. sayılı kararı ise somut olayda kardeşin doğrudan ihtiyaç sahibi sayılamayacağı yönünde sonuca varmıştır.

Dikkat: Kardeş, yeğen, kayınvalide veya damat/gelin için ihtiyaç nedeniyle tahliye talebi, kanunda net biçimde çözülmüş bir mesele değildir. Uygulamada bu talep, ancak TMK m. 364 anlamındaki kanuni nafaka/bakım yükümlülüğünün somut delillerle (yoksulluk tehlikesi, kiraya verenin refah durumu, bakım ilişkisinin fiilen sürdüğü) ispatlanması hâlinde değerlendirmeye alınabilir; sırf akrabalık bağı, maddi destek veya birlikte yaşama bu şartı karşılamaz. Kardeşin ihtiyacına dayanan bir tahliye talebinde bulunmadan önce somut olayın bu sıkı koşulları taşıyıp taşımadığının bir hukukçu tarafından değerlendirilmesi önerilir.

Kanun Tarafından Bakmakla Yükümlü Olunan Diğer Kişiler Kimleri Kapsar?

TBK m. 350/1 metnindeki “kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler” ifadesi, keyfi ve genişletici bir yoruma elverişli değildir. Burada kanun koyucu, kiraya verenin ahlaki veya sözleşmesel (örneğin ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi iradi borçlar) ilişkilerini değil, doğrudan kanun hükmünden kaynaklanan bakım yükümlülüklerini hedeflemiştir. Bu grubun hukuki belirleyicisi esas olarak TMK m. 364 hükmündeki yardım nafakası rejimidir.

Somut bir uyuşmazlıkta bu kapsama girip girilmediği incelenirken şu unsurlar birlikte değerlendirilir: ihtiyaç sahibinin kimliği, kiraya veren ile olan yasal bağı, kanuni yardım/nafaka yükümlülüğünün mevcudiyeti, ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu oluşu ve kiralananın bu ihtiyacı karşılamaya elverişli bulunup bulunmadığı. Kanuni dayanağı olmayan salt fiili bakımlar, madde kapsamına dahil edilemez; kiraya verenin salt manevi bağlılıkla teyzesine, yeğenine, kayınvalidesine veya evlatlığı dışındaki bir yakınına bakıyor olması bu fıkra kapsamına girmez.

Bilgi: Doktrinde, kardeşin nafaka yükümlülüğü şartlarının oluşup oluşmadığı konusunda bir duraksama yaşanması hâlinde, mahkemenin bu hususu aile hukuku ilkeleri uyarınca bekletici mesele yapabileceği dahi ileri sürülmektedir. Bu da göstermektedir ki kardeş temelli ihtiyaç iddiaları, kanunda açıkça sayılan altsoy/üstsoy/eş ihtiyacına dayalı ihtiyaç nedeniyle tahliye taleplerine kıyasla çok daha ihtiyatlı ve delil yükü ağır bir şekilde ele alınmaktadır.

Şirketler (Tüzel Kişiler) Kendi Personeli İçin Konut İhtiyacı Gerekçesiyle Kiracıyı Çıkarabilir mi?

Hayır, kural olarak çıkaramaz. Gerçek kişi kiraya verenlerin şirket ihtiyacı için dava açamayacağı gibi, tüzel kişi şirketlerin de personeline lojman ya da konut temin etmek maksadıyla TBK m. 350/1’deki konut gereksinimi hükmüne dayanarak ihtiyaç nedeniyle tahliye istemesi kanunun sınırlayıcı yapısına uymaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2021/2159, K. 2021/4476, T. 21.04.2021 (Şirket İhtiyacının Reddi)

“Kanun hükmüne ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre gerçek kişi, şirketin ihtiyacı nedeniyle tahliye isteminde bulunamaz” denilerek, TBK m. 350/1 maddesinin “kiralananı iktisap eden kimsenin kendisi, eşi, alt soy, üst soy veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da iş yeri gereksinimi sebebiyle tahliye isteyebileceği” hükmünü içerdiği belirtilerek kişi çevresi teyit edilmiştir.

Konut ihtiyacı, insana özgü biyolojik ve sosyolojik bir gereksinim (barınma, dinlenme, aile hayatı) olduğundan, tüzel kişinin kendisinin organik bir konut ihtiyacı olamaz; bir sermaye şirketinin “genel müdürüm veya çalışanlarım lojman olarak oturacak” gerekçesiyle konut ihtiyacı davası açması bu nedenle hukuken yüksek ret riski taşır. Buna karşın şirketlerin kendi ticari faaliyetleri için duydukları işyeri ihtiyacı bambaşka bir değerlendirmeye tabidir; işyeri gereksinimi, konut ihtiyacından farklı olarak ticari faaliyetin genişletilmesi bağlamında incelenir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2023/4583, K. 2024/3289, T. 23.10.2024

“İhtiyaç sebebiyle tahliye davalarında davacı kiraya verenin ihtiyaç iddiasını ispat etmesi gerektiği” belirtilmiş ve “özel teşebbüsün ticaretini genişletme amacı ve bu doğrultudaki gereksinimlerinin Türk Borçlar Kanununda tahliye sebebi olarak tanımlanan zorunlu ihtiyaç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği” hükme bağlanmıştır.

Bu ayrım pratikte önem taşır: bir şirketin merkezini taşıması, şube açması veya işletmesini genişletmesi amacıyla duyduğu işyeri ihtiyacı ihtiyaç nedeniyle tahliye davasına konu olabilirken, çalışanlarına konut sağlama amacı bu davanın dışında kalır. Bu ayrımın somut olayda nasıl işlediğine dair, meskenin işyeri olarak kullanılmasına ilişkin idari ve hukuki sınırları ayrıca incelemek isteyenler tapuda mesken olan yerin işyeri olarak kullanılması başlıklı yazımıza bakabilirler.

İhtiyacın “Gerçek, Samimi ve Zorunlu” Olması Kriteri Nasıl İspatlanır?

İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda mahkemelerin tahliyeye karar verebilmesi için aradığı en temel maddi hukuk şartı, ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olmasıdır. İhtiyacın varlığı dava tarihi itibarıyla mevcut olmalı ve bu durum yargılama boyunca devam etmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — E. 2017/1540, K. 2021/878, T. 29.06.2021

“İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir. Devamlılık arz etmeyen geçici ihtiyaç tahliye nedeni yapılamayacağı gibi henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı olan ihtiyaç da tahliye sebebi olarak kabul edilemez” ve “davanın açıldığı tarihte ihtiyaç sebebinin varlığı yeterli olmayıp bu ihtiyacın yargılama sırasında da devam etmesi gerekir”.

Bu ilke, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2019 tarihli, 2018/7751 E. ve 2019/493 K. sayılı kararında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2026 tarihli, 2025/3636 E. ve 2026/1393 K. sayılı kararında ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 15.10.2024 tarihli, 2024/2849 E. ve 2024/2591 K. sayılı kararında da neredeyse aynı ifadelerle tekrarlanmış; ikinci kararda ayrıca “yargılama sırasında mecurun üçüncü kişiye kiralanmasının ihtiyacın samimi olmadığını gösterdiği” vurgulanmıştır.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi — E. 2024/3252, K. 2024/2705, T. 23.10.2024

“İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir”, “devamlılık arz etmeyen geçici ihtiyaç tahliye nedeni yapılamayacağı gibi henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı olan ihtiyaç da tahliye sebebi olarak kabul edilemez”.

Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli, 2022/990 E. ve 2023/51 K. sayılı kararında da aynı doğrultuda “dava açıldığında ihtiyacın bulunması, bu ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması, dava sonuna kadar ihtiyacın devam etmesi gerekir” ve “gerçek, samimi ve zorunlu olmayan ihtiyaçlar için tahliye kararı verilemez” ilkeleri benimsenmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 14.11.2024 tarihli, 2023/3402 E. ve 2024/2633 K. sayılı kararında ise ispat yükü netleştirilmiştir: “davacı, dava konusu taşınmaza ihtiyacı olduğunu, ihtiyacının samimi, devamlı ve zorunlu olduğunu kanıtlamalı, davalının ise aksini ispat etmesi gerekmektedir”.

Kiraya verenin dava öncesindeki tutumu da samimiyetin takdirinde rol oynar. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 09.03.2017 tarihli, 2017/232 E. ve 2017/318 K. sayılı kararında, ihtiyacın kira akdinin tesis edildiği tarihte de öngörülebilir olması durumuna işaret edilerek “şayet davacının ihtiyacı gerçek ve samimi olsa idi davaya konu mecurun davalıya kiralanmaması gerekirdi” gerekçesiyle davanın reddi onanmıştır. Buna karşın kira bedelinin artırılmasının istenmesi tek başına samimiyetsizlik göstergesi sayılamaz; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 16.06.2015 tarihli, 2015/966 E. ve 2015/6001 K. sayılı kararında “kira ilişkisinin devamı süresince kira bedelinin artırılmasının istenmesi doğal olup, bu isteğin aleyhine değerlendirmek olanaksızdır” denilmiştir.

Mahkemede İhtiyacın Samimiyeti (Gerçekliği) Hangi Delillerle Kanıtlanır?

İhtiyaç iddiası tanık beyanları, resmi kayıtlar, tapu belgeleri, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi her türlü hukuki delille kanıtlanabilir. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2025 tarihli, 2025/122 E. ve 2025/539 K. sayılı kararında mahkemenin “dava dilekçesindeki açıklamalar, vergi levhası, SGK kayıtları, tanık beyanları, keşif, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı itibariyle” delilleri değerlendirerek ihtiyacın “gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir” ilkesi çerçevesinde hüküm kurduğu belirtilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2024 tarihli, 2023/3813 E. ve 2024/2569 K. sayılı kararında da ihtiyacın “zorunlu, gerçek ve samimi” olduğunun ispatında “tapu kayıtları ve davacı tarafın beyanları” delil olarak irdelenmiştir.

Taşınmazın fiziki durumu da bu değerlendirmede rol oynayabilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 28.11.2023 tarihli, 2021/2114 E. ve 2023/2227 K. sayılı kararında, davacıların oturduğu taşınmazın “riskli yapı olduğuna dair tespit bulunduğu” gerekçesiyle konut ihtiyacının “gerçek, samimi, sürekli ve zorunlu olduğu” kabul edilmiştir. Buna karşın soyut iddialar yeterli görülmemektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi — E. 2024/3010, K. 2026/970, T. 01.04.2026

İhtiyacın “gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir” kuralı hatırlatılmış; davacı adına başka mülk olmamasına rağmen, yurt dışında yaşayan davacının Türkiye’ye dönüş konusunda somut bir hazırlık yapmaması karşısında “ihtiyaç iddiasının gerçek, samimi ve zorunlu olduğu usulüne uygun deliller ile ispat edilememiş” sayılarak davanın reddine karar verilmiştir.

Çocuğun Evlenmesi, Üniversite Kazanması veya Başka Şehre Tayin Olması İhtiyaç Sayılır mı?

Somut olayın niteliğine göre evet, sayılabilir. Çocuğun evlenmesi, başka bir şehirde üniversite kazanması ya da memuriyet/iş sebebiyle tayin olması, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasına konu olabilecek gerçek ve zorunlu bir ihtiyaç teşkil edebilir; ancak bu durumların dava tarihi itibarıyla somutlaşmış olması aranır.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2024 tarihli, 2024/3252 E. ve 2024/2705 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, “ihtiyaç iddiası ileri süren davacının öncelikle taşınmazın bulunduğu ile taşınması ve bundan sonra ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açması gerektiği, bu itibarla henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı olan ihtiyacın tahliye sebebi olarak kabul edilemeyeceği” ifade edilmiştir; yani tayin veya şehir değişikliği iddiası somut ve güncel değilse ihtiyaç nedeniyle tahliye davası reddedilir.

Yurt dışından kesin dönüş iddialarında ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2017 tarihli, 2017/257 E. ve 2017/281 K. sayılı kararında “yurt dışında ikamet etmekte olan bir kimsenin Türkiye’ye kesin dönüş yaptığının kabul edilebilmesi için pasaportuna bulunduğu yerdeki Türk Konsolosluğu veya Maliye Bakanlığı ya da Gümrük Müdürlüğü tarafından ‘Kesin dönüş yapmıştır’ şeklinde şerh düşülmesi gerekir” tespiti yapılarak ihtiyacın güncel ve resmi olarak belgelenmesi aranmıştır.

Kirada Oturan Ev Sahibinin Kendi Evine Geçmek İstemesi (Ekonomik Sebepler) Yeterli Bir Tahliye Sebebi midir?

Kiraya verenin veya ihtiyaç sahibinin kendisinin kirada oturuyor olması, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında konut ihtiyacının varlığının en güçlü yasal karinelerinden biridir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2018/7751, K. 2019/493, T. 23.01.2019

“Konut nedenine dayalı tahliye davalarında kirada oturan ihtiyaçlının kirada oturması ihtiyacın varlığının başlıca kanıtıdır” denilerek, malikin kendisinin kirada oturuyor olmasının ihtiyaç iddiasını güçlendiren en kuvvetli fiili olgulardan biri olduğu ortaya konulmuştur.

Bununla birlikte ekonomik gerekçe tek başına otomatik bir ihtiyaç nedeniyle tahliye sonucu doğurmaz; kiraya verenin mevcut konutu, kira yükü, taşınmazların konumu ve niteliği ile gerçekten taşınma iradesi bulunup bulunmadığı birlikte incelenir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2022 tarihli, 2022/580 E. ve 2022/2356 K. sayılı kararında mülkiyet hakkının önceliği vurgulanarak şu değerlendirme yapılmıştır: “herkes mülkiyet hakkının sonucu olarak maliki olduğu dairede oturma hakkına sahiptir. İster bir kira sözleşmesi yapılsın, isterse bedelsiz olarak olsun malik davacı annesinin evinde oturmaya devam etmesi hususunda zorlanamaz”.

Aynı kararda “konut ihtiyacı nedeniyle tahliye istemlerinde ise; ihtiyacının varlığının kabulü için ihtiyaçlının tahliye tehdidi altında bulunması veya kiralananın daha üstün nitelikte olması ya da eşdeğer nitelikte olması gerekmez, davacı malikin kendisinin kirada olması yeterlidir” kuralına yer verilmiş; ayrıca “davacının eşinin internet sitesinde satılık ilanı vermesi, davacının bu konuta ihtiyacı olmadığı anlamında yorumlanamaz. Kişilerin çeşitli sebeplerle satılık ilanı vermesi mümkündür” denilerek satılık ilanının tek başına ihtiyaç nedeniyle tahliye talebini samimiyetsiz kılmayacağı hükme bağlanmıştır.

Kritik Engel: Ev Sahibinin Aynı Bölgede Başka (Boş) Evi Varsa Dava Neden Reddedilir?

Ev sahibinin aynı bölgede oturmaya elverişli ve boş bir başka konutunun bulunması, dava konusu taşınmaza duyulan gereksinimin zorunlu olmadığı yönünde güçlü bir karineye dönüşür ve ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının reddine yol açabilir. Mahkemeler bu hususu açıklığa kavuşturmak için mahallinde keşif icra edebilir.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi — E. 2024/1157, K. 2024/1036, T. 24.04.2024

“Mahkemece gerektiğinde keşif yapılmak suretiyle yeni mahalledeki evin halen davacı tarafından kullanılıp kullanılmadığı ve buna göre ihtiyacın gerçek ve samimi olup olmadığı değerlendirilmelidir” denilmiştir.

Ancak malikin diğer taşınmazları boş olmayıp içinde kiracı bulunuyorsa durum değişmektedir; bu hâlde ev sahibinin hangi taşınmazında oturacağı konusunda mülkiyet hakkına dayalı bir tercih hakkı mevcuttur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2008/6741, K. 2008/8590, T. 01.07.2008

“Diğer dairelerde de kiracılar bulunmakta olup, davacı malik bu daireler içinde dilediğinde oturmak ve buna bağlı olarak da dilediği kiralananın tahliyesini isteme hakkına sahiptir” ve bu durumda “kiralayanın mülkiyet hakkına üstünlük tanınması gerekmektedir” tespiti yapılmıştır.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2022 tarihli, 2022/580 E. ve 2022/2356 K. sayılı kararında da “davacının birden fazla konutu kirada ise, hangisinde oturacağı konusunda seçim hakkı bulunmaktadır. O hâlde, diğer konutun varlığı ihtiyacın gerçek olmadığını göstermemektedir” denilerek boş olmayan konutların varlığının ihtiyaç nedeniyle tahliyeye engel oluşturmayacağı belirtilmiştir. Öte yandan kiracının mülkiyet durumuna ilişkin olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi’nin 26.03.2025 tarihli, 2024/1639 E. ve 2025/856 K. sayılı kararında da “6098 sayılı TBK’nun 352/3. maddesinde; kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir hükmü düzenlenmiştir” hatırlatması yapılmıştır.

Dava Açma Süreleri, İhtarname Şartı ve Zorunlu Arabuluculuk

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır? (Kira Sözleşmesinin Bitim Tarihi Kuralı)

TBK m. 350 uyarınca ihtiyaç nedeniyle tahliye davası, belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin bitiminden, belirsiz süreli sözleşmelerde ise fesih bildirim sürelerine uyularak tespit edilecek tarihten başlayarak bir ay içinde açılmalıdır. Dava açma süreleri kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi mahkemece re’sen gözetilir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi — E. 2025/2912, K. 2026/1747, T. 04.06.2026

“6098 sayılı TBK’nun 350. maddesi hükmüne göre ihtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak tahliye davalarının belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde bu kanunun 328. maddesinde fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açılması gerekir” denilmiştir; aynı ilke Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2024 tarihli, 2024/3252 E. ve 2024/2705 K. sayılı kararında ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2026 tarihli, 2025/3636 E. ve 2026/1393 K. sayılı kararında da tekrarlanmıştır.

Süresinde açılmayan dava, esasa girilmeksizin süre aşımı nedeniyle reddedilir. Yargılama sırasında taşınmazın tahliyesi nedeniyle davanın konusuz kalması hâlinde ise Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2021 tarihli, 2017/1540 E. ve 2021/878 K. sayılı kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 331/1. maddesi uyarınca “davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder” kuralı işletilmiştir.

Dava Açmadan Önce Kiracıya Noterden İhtarname Çekmek Zorunlu mudur? İhtarname Süreyi Nasıl Uzatır?

Kural olarak belirli süreli sözleşmelerin hitamında TBK m. 350 uyarınca bir ay içinde doğrudan ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılacaksa önceden ihtarname çekilmesi kanuni bir zorunluluk değildir. Ancak davanın sözleşme bitimini takip eden bir aylık hak düşürücü süre içinde açılamayacağı durumlarda, yazılı bildirim süreyi uzatıcı kritik bir usuli fonksiyon görür. Bu kural TBK m. 353’te düzenlenmiştir:

“Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi’nin 01.04.2026 tarihli, 2024/3010 E. ve 2026/970 K. sayılı kararında “TBK’nun 350. maddesi gereğince kira sözleşmesinin bitiminden itibaren bir ay içinde açılması gerekli olup, TBK’nun 353. maddesi gereğince kiraya veren en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmiş ise dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılacaktır” denilmiştir; bu içtihat ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının açılma süresini doğrudan etkilemektedir.

Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2025 tarihli, 2025/122 E. ve 2025/539 K. sayılı kararında da “kiraya veren, daha önce veya en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse dava, bildirimi takip eden uzayan bir kira yılı sonuna kadar açılabilir” ifade edilmiştir (aynı doğrultuda: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2024/1639, K. 2025/856; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2025/2912, K. 2026/1747).

Sözleşmede yer alan fesih ihbarı şartlarının geçerliliği yönünden kiracı aleyhine düzenleme yasağı esastır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 28.11.2023 tarihli, 2021/2114 E. ve 2023/2227 K. sayılı kararında TBK m. 347 uyarınca “kiraya verenin bildirim ile sözleşmeyi sona erdirme hakkına ilişkin yapılan düzenlemeler ile kiracıya yönelik on beş günden daha uzun süre içerisinde bildirim yapmamasına ilişkin yapılan düzenlemelerin geçersiz olduğu” ifade edilmiş; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 24.04.2024 tarihli, 2024/1157 E. ve 2024/1036 K. sayılı kararında da “kira sözleşmesinin hususi şartlar 19. maddesindeki düzenleme yalnızca bildirim yoluyla feshe ilişkin bir düzenleme olup, bu düzenlemenin yorum yolu ile genişletilip tüm tahliye davalarının feshi ihbar koşuluna bağlanmış olduğu kabul edilemez” tespiti yapılmıştır.

Buna karşılık sözleşmede kiracı lehine ve kiraya veren aleyhine getirilmiş bir fesih ihbarı şartı bulunuyorsa, bu şarta uyulması zorunludur; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 10.03.2025 tarihli, 2024/2446 E. ve 2025/1440 K. sayılı kararında “sözleşme ile kiraya verenin aleyhine olacak şekilde süre bitiminden belli bir süre öncesinde feshi ihbar şartı getirilmişse, kararlaştırılan bu şart kiracı lehine olmakla geçerlidir” denilmiş ve şart yerine getirilmemişse ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının reddi gerekeceği belirtilmiştir.

Belirsiz Süreli Kira Sözleşmelerinde Fesih Bildirim Süreleri (6 Aylık Fesih Dönemi) Nasıl İşler?

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılabilmesi için TBK m. 350 atfıyla TBK m. 328’deki fesih bildirim sürelerine riayet edilmesi şarttır. Genel geçer, otomatik bir 6 aylık süre bulunduğu söylenemez; sözleşmenin başlangıç tarihi esas alınarak belirlenen yasal fesih dönemleri ve bildirim süreleri uyarınca fesih tarihi tayin edilir ve tahliye davası bu fesih bildirim süresine uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde açılmalıdır.

“Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır. Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur.”

Sözleşmenin niteliği ve fesih hükümleri incelenmeden doğrudan altı aylık bir süre hesabı yapılmamalıdır; hangi fesih döneminin uygulanacağı somut sözleşme metnine göre belirlenir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında ayrıca TBK m. 347 hükmü gündeme gelir:

“Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.”

Bu hüküm, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasından tamamen ayrı, on yıllık uzama sonunda sebep göstermeksizin fesih imkânı tanıyan bağımsız bir yoldur; ihtiyaç iddiasına dayanmadığı için ayrıca değerlendirilmelidir.

Tahliye Davası Öncesi “Zorunlu Arabuluculuk” Başvurusu Yapılmazsa Ne Olur? (Dava Şartı Yokluğu)

Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda, dolayısıyla ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında da, dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulması kanuni bir dava şartıdır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesi uyarınca:

“Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar.”

Zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmemesinin usuli yaptırımı ise aynı Kanun’un 18/A maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir: “Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” Aynı fıkra gereğince anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslı veya arabulucu onaylı sureti dava dilekçesine eklenmelidir; eklenmemesi hâlinde mahkemece verilecek bir haftalık kesin süre içinde sunulmazsa dava yine usulden reddedilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin 2. fıkrasında “diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır” düzenlemesi mevcut olup, HMK m. 115 uyarınca mahkeme dava şartlarının varlığını davanın her aşamasında re’sen araştırmak ve dava şartı yokluğu hâlinde davanın usulden reddine hükmetmek zorundadır.

Zorunlu arabuluculuk başvurusunun zamanlaması da kritik önem taşır; başvuru, dava açma hakkının doğumundan (yani yukarıda anlatılan bir aylık dava açma süresinin başlangıcından) sonra yapılmalıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2025/2677, K. 2025/5038, T. 21.10.2025

“Dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır” denilmiştir.

Dikkat: Aynı tarihli bir diğer Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararında (E. 2025/3292, K. 2025/5039, T. 21.10.2025), Bölge Adliye Mahkemesi dairelerinin “dava açma süresinden önce arabulucuya başvurulmasında yasal engel bulunmadığı” yönünde kararlar verdikleri de kaydedilmiştir. İçtihatta bu noktada tam bir istikrar bulunmadığından, uygulamada hak kaybı yaşamamak ve dava şartı yokluğu itirazıyla karşılaşmamak adına arabuluculuk başvurusunun bir aylık dava açma süresinin başlamasından sonra, mümkünse süre içinde en erken fırsatta yapılması en güvenli yoldur; aksi hâlde ihtiyaç nedeniyle tahliye davanız usulden reddedilme riskiyle karşılaşabilir.

Kötüniyetli Tahliye: 3 Yıllık Kiralama Yasağı ve Kiracının Tazminat Hakkı

“Oğlum Gelecek” Diyerek Kiracıyı Çıkarıp Evi Başkasına Yüksek Fiyattan Kiralamanın Yaptırımı Nedir?

Kiraya veren, oğlunun veya kanunda sayılan diğer bir ihtiyaç sahibinin konut ihtiyacını ileri sürerek ihtiyaç nedeniyle tahliyeyi sağladıktan sonra, haklı bir sebep bulunmaksızın taşınmazı üç yıl dolmadan eski kiracısından başka bir kişiye kiralarsa, kanunun getirdiği yeniden kiralama yasağını ihlal etmiş olur. Taşınmazın kısa süre içinde daha yüksek bir bedelle yeniden kiralanması, ihtiyaç sahibinin hiç taşınmaması veya taşınmazın ileri sürülen amaç dışında kullanılması, ihtiyaç iddiasının aslında kötüye kullanıldığı sonucunu güçlendirir. Böyle bir durumda kiraya veren, haklı bir sebep ispat edemediği takdirde eski kiracısına karşı tazminat sorumluluğu altına girer.

3 Yıllık Kiralama Yasağı (TBK Madde 355) Hangi Durumlarda Geçerlidir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasını kazanan kiraya verenin sonrasında uyması gereken yeniden kiralama yasağı ve şartları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde açıkça düzenlenmiştir:

“Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz. Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.”

Bu düzenleme, ihtiyaç nedeniyle boşaltılan bir taşınmazın haklı sebep olmaksızın üç yıl içinde eski kiracı dışında bir kişiye kiralanmasını yasaklar. Yasağa uygun davranıldığını ispat açısından üç şart bir arada aranır: kiralananın gereksinim amacıyla boşalttırılmış olması, boşaltma tarihinden itibaren üç yıl geçmemiş bulunması ve taşınmazın haklı bir sebep olmaksızın eski kiracı dışında üçüncü bir kişiye kiralanmış olması.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2017/4632, K. 2019/1687, T. 28.02.2019 (3 Yıllık Yeniden Kiralama Yasağı)

Bu yasak, “kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz” ve “kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür” şeklinde aktarılmıştır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi’nin 26.03.2025 tarihli, 2024/1639 E. ve 2025/856 K. sayılı kararında da “kiralananın tahliye edilmesinden sonra üçüncü kişiye kira verilmesi halinde davalının TBK’nun 355. maddesi gereğince tazminat talep etme hakkı bulunduğu” ifade edilmiştir (aynı yönde: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2025/2912, K. 2026/1747, T. 04.06.2026).

Eski Kiracı, Kötüniyetli Ev Sahibinden “1 Yıllık Kira Bedeli” Tutarında Tazminatı Nasıl Talep Eder?

Yasağa aykırı hareket eden ev sahibine karşı eski kiracı, taşınmazın tahliyesinden itibaren üç yıllık süre içerisinde sulh hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilir. Kanunun emredici kuralı gereğince bu tazminat miktarının alt sınırı belirlenmiştir; tazminat, son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olamaz ve bu kanuni asgari tutar sözleşmeyle kiracı aleyhine düşürülemez.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2024 tarihli, 2023/3813 E. ve 2024/2569 K. sayılı kararında da bu yükümlülük gereği kiraya verenin “eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü” olduğu açıkça hatırlatılmıştır. Eski kiracının tazminatı talep ederken ispat etmesi gereken hususlar ve dayanacağı deliller şunlardır: kira ilişkisini ve tahliye edilen mecuru gösteren kira sözleşmesi, ihtiyaç nedeniyle boşaltmayı sağlayan mahkeme ilamı ve icra takip dosyası, son kira yılında ödenen kira miktarını gösteren banka dekontları, taşınmazın 3 yıl dolmadan üçüncü bir kişiye kiralandığını kanıtlayan yeni kira sözleşmesi, ilanlar veya tanık beyanları. Kiraya veren ancak mücbir sebep veya beklenmeyen hâl gibi haklı bir sebebin mevcudiyetini kanıtlarsa tazminat ödemekten kurtulabilir.

Mahkeme Kararı Olmadan, Sadece İhtarname Korkusuyla Evden Çıkan Kiracı Tazminat Alabilir mi?

Kiracının, bir mahkeme ilamı veya cebri icra baskısı olmaksızın, kiraya verenin gönderdiği ihtiyaç nedeniyle tahliye ihtarnamesi üzerine evi kendi rızasıyla boşaltması durumunda TBK m. 355 kapsamında tazminat talep edip edemeyeceği yargı kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2017/4632, K. 2019/1687, T. 28.02.2019 (İhtarname ile Rızaen Tahliyede Tazminat Yok)

“Davacı kiracı taşınmazı bir yargı kararı veya icra marifetiyle tahliye etmemiştir” ve “bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 355. maddesi uyarınca tazminat koşulları oluşmamıştır” tespiti yapılmıştır.

Yargıtay içtihadı doğrultusunda, TBK m. 355 anlamında kiralananın “boşaltılmasının sağlandığının” kabulü için tahliyenin bir mahkeme kararına veya kesinleşen ilamın icra takibine dayanması zorunludur. Kiraya verenin sadece noterden ihtiyaç ihtarnamesi göndermesi veya sözlü olarak evi boşaltmasını istemesi üzerine, kiracının dava açılmasını beklemeden anahtarı kendi rızasıyla teslim edip evi boşaltması hâlinde, taşınmazın “yargı yoluyla cebren boşaltıldığı” kabul edilmemektedir; Yargıtay bu durumu tarafların kira sözleşmesini karşılıklı anlaşma (ikale) yoluyla sona erdirmesi olarak nitelendirmekte ve TBK m. 355 kapsamındaki tazminat koşullarının oluşmadığına hükmetmektedir.

Bu hâlde kiracı, TBK m. 355’teki özel asgari bir yıllık kira tazminatını talep edemese de; kiraya verenin hileli ve aldatıcı davranışları nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek genel hükümler (TBK m. 49 haksız fiil veya TBK m. 112 sözleşmeye aykırılık) çerçevesinde genel ispat kurallarına tabi olarak fiili zararlarının (nakliye, emlak komisyonu vb.) tazminini genel mahkemelerde dava edebilir; ancak TBK m. 355’in sağladığı otomatik bir yıllık brüt kira tazminatı güvencesinden bu yolla yararlanılamaz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Sürecinde İzlenmesi Gereken Adımlar

  1. İhtiyaç sahibinin kanuni sıfatını netleştirin: İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açmadan önce, ihtiyacın kendinize, eşinize, altsoyunuza, üstsoyunuza mı ait, yoksa kanun gereği bakmakla yükümlü olduğunuz bir kişiye mi ait olduğunu belirleyin; kardeş gibi sınırda kalan yakınlar için nafaka yükümlülüğü şartlarının somut olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca değerlendirin.
  2. İhtiyacın gerçekliğini belgeleyin: Tapu kayıtları, mevcut kira sözleşmeniz, vergi levhası, SGK kayıtları, tayin/evlilik/eğitim belgeleri gibi delilleri dava öncesinden itibaren toplayın; ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında ispat yükü kiraya verendedir.
  3. Aynı bölgedeki diğer taşınmazlarınızı gözden geçirin: Aynı il/ilçede boş ve oturmaya elverişli başka bir konutunuz varsa, ihtiyaç nedeniyle tahliye davanız bu nedenle reddedilebilir; varsa bu konutun neden ihtiyacı karşılamadığını somut olarak açıklamaya hazırlanın.
  4. Dava açma süresini ve sözleşme türünü doğru hesaplayın: Belirli süreli sözleşmede sürenin bitiminden, belirsiz süreli sözleşmede TBK m. 328’e göre belirlenecek fesih tarihinden itibaren, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası için tanınan bir aylık hak düşürücü süreyi kaçırmayın; gerekirse TBK m. 353 uyarınca yazılı bildirimle süreyi bir kira yılı uzatın.
  5. Zorunlu arabuluculuğa dava açma hakkının doğumundan sonra başvurun: Arabuluculuk son tutanağının aslını veya onaylı örneğini mutlaka dava dilekçesine ekleyin; aksi hâlde ihtiyaç nedeniyle tahliye davanız dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.
  6. Tahliye sonrasında 3 yıllık kiralama yasağına uyun: İhtiyaç nedeniyle tahliye davasını kazandıktan sonra taşınmazı haklı bir sebep olmaksızın üç yıl içinde eski kiracınızdan başkasına kiralamayın; aksi hâlde bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olursunuz.

Konuyla İlgili Emsal Kararlar

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2015/1031, K. 2015/2447, T. 11.03.2015
İhtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak davalarda dava hakkının kural olarak kiraya verene ait olduğu kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasının kim tarafından açılabileceği sorusuna doğrudan yanıt veren temel bir karardır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — E. 2022/990, K. 2023/51, T. 08.02.2023
Dava açıldığında ihtiyacın bulunması, ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması ve dava sonuna kadar ihtiyacın devam etmesi gerektiği teyit edilmiş; yeni malikin gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını sözleşme bitiminden itibaren bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabileceği hatırlatılmıştır. Bu karar, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının temel dava hakkı kuralını teyit etmektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2021/2159, K. 2021/4476, T. 21.04.2021
İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilecek kişi çevresinin TBK m. 350’de sınırlı sayıda düzenlendiği; gerçek kişi kiraya verenin şirket ihtiyacına dayanarak dava açamayacağı kabul edilmiştir. Kişi çevresinin ve tüzel kişi ihtiyacının sınırlarını gösteren, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında doğrudan yol gösterici bir karardır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2015/966, K. 2015/6001, T. 16.06.2015
Kardeşin, yalnızca akrabalık bağına dayanılarak TBK m. 350 anlamında doğrudan ihtiyaç sahibi kabul edilemeyeceği ortaya konulmuş; kira bedelinin artırılmasının istenmesinin tek başına samimiyetsizlik göstergesi sayılamayacağı da aynı kararda vurgulanmıştır. Bu karar, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında kardeşin konumunu ele alan az sayıdaki içtihatlardan biridir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2023/4583, K. 2024/3289, T. 23.10.2024
Şirketlerin ticari faaliyetlerini genişletmek amacıyla duyduğu işyeri ihtiyacının, konut ihtiyacından farklı olarak TBK’da tahliye sebebi olarak tanımlanan zorunlu ihtiyaç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Şirketlerin ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açıp açamayacağı sorusuna doğrudan yanıt veren bir emsaldir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — E. 2017/1540, K. 2021/878, T. 29.06.2021
İhtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması gerektiği, devamlılık arz etmeyen geçici ihtiyacın tahliye nedeni yapılamayacağı ve henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı ihtiyacın da tahliye sebebi sayılamayacağı kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliyenin temel şartını ortaya koyan en üst düzey içtihatlardan biridir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi — E. 2024/3252, K. 2024/2705, T. 23.10.2024
Henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı ihtiyacın tahliye sebebi sayılamayacağı ve ihtiyaç iddiası ileri süren davacının önce taşınmazın bulunduğu ile taşınması gerektiği kabul edilmiştir. Tayin ve şehir değişikliği temelli ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının somutluk şartı bakımından yol göstericidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2018/7751, K. 2019/493, T. 23.01.2019
Konut nedenine dayalı tahliye davalarında kirada oturan ihtiyaçlının kirada oturmasının ihtiyacın varlığının başlıca kanıtı olduğu kabul edilmiştir. Ekonomik sebeplerle kendi evine geçmek isteyen ev sahiplerinin açtığı ihtiyaç nedeniyle tahliye davasına doğrudan ışık tutan bir karardır.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi — E. 2022/580, K. 2022/2356, T. 08.12.2022
Mülkiyet hakkının önceliği vurgulanarak malikin kendisinin kirada olmasının ihtiyacın varlığı için yeterli sayıldığı ve satılık ilan verilmesinin tek başına ihtiyacı samimiyetsiz kılmayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca davacının birden fazla konutu kirada ise seçim hakkı bulunduğu, bu durumun ihtiyaç nedeniyle tahliye talebini engellemeyeceği belirtilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi — E. 2024/1157, K. 2024/1036, T. 24.04.2024
Mahkemece gerektiğinde keşif yapılarak yeni mahalledeki evin davacı tarafından kullanılıp kullanılmadığının araştırılması gerektiği kabul edilmiştir. Ev sahibinin aynı bölgede başka bir evi bulunması iddiasının, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında nasıl denetleneceğine ilişkin doğrudan yol göstericidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi — E. 2008/6741, K. 2008/8590, T. 01.07.2008
Diğer dairelerde de kiracılar bulunduğu hâllerde malikin bu daireler içinde dilediğinde oturmak ve buna bağlı olarak dilediği kiralananın tahliyesini isteme hakkına sahip olduğu ve kiralayanın mülkiyet hakkına üstünlük tanınması gerektiği kabul edilmiştir. Bu karar da ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında boş taşınmaz karinesinin sınırlarını göstermektedir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi — E. 2024/3010, K. 2026/970, T. 01.04.2026
Yurt dışında yaşayan davacının Türkiye’ye dönüş konusunda somut bir hazırlık yapmaması karşısında ihtiyaç iddiasının gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun usulüne uygun delillerle ispat edilemediği kabul edilmiştir; ayrıca aynı kararda ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında dava açma süresinin TBK m. 353 ile uzatılabileceği ilkesi de yer almaktadır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi — E. 2023/3402, K. 2024/2633, T. 14.11.2024
Tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerektiği ve davacının ihtiyacı, davalının ise aksini ispat etmesi gerektiği kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında ispat yükünün dağılımı bakımından doğrudan yol göstericidir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi — E. 2017/232, K. 2017/318, T. 09.03.2017
İhtiyacın kira akdinin tesis edildiği tarihte de öngörülebilir olması durumunda, “davacının ihtiyacı gerçek ve samimi olsa idi mecurun davalıya kiralanmaması gerekirdi” gerekçesiyle davanın reddi onanmıştır. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında samimiyetin sözleşme tarihinden itibaren denetlenmesine örnek bir emsaldir.
Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi — E. 2025/122, K. 2025/539, T. 28.03.2025
Mahkemenin dava dilekçesindeki açıklamalar, vergi levhası, SGK kayıtları, tanık beyanları, keşif ve bilirkişi raporunu birlikte değerlendirerek ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğuna hükmedebileceği kabul edilmiştir; ayrıca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında yazılı bildirimle dava açma süresinin uzatılabileceği ilkesi de yer almaktadır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi — E. 2021/2114, K. 2023/2227, T. 28.11.2023
Oturulan taşınmazın riskli yapı olduğuna dair tespit bulunması nedeniyle konut ihtiyacının gerçek, samimi, sürekli ve zorunlu olduğu kabul edilmiş; ayrıca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında kiracıya yönelik on beş günden uzun bildirim süresi öngören sözleşme düzenlemelerinin geçersiz olduğu belirtilmiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi — E. 2017/257, K. 2017/281, T. 02.05.2017
Yurt dışında ikamet edenin Türkiye’ye kesin dönüş yaptığının kabulü için pasaportuna ilgili resmi makamlarca “kesin dönüş yapmıştır” şeklinde şerh düşülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yurt dışından dönüş temelli ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının ispat şeklini gösteren bir emsaldir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2025/2624, K. 2025/3931, T. 09.09.2025
Konut ya da çatılı işyeri niteliğindeki bir taşınmazı iktisap eden kimsenin, dilerse eski sözleşme sonunda bir ay içinde, dilerse edinme tarihinden itibaren altı ay sonra ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabileceği ve bu seçimlik hakların kamu düzenine ilişkin olduğu kabul edilmiştir. Yeni malikin özel usulüne ışık tutan bir karardır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi — E. 2025/3636, K. 2026/1393, T. 10.06.2026
Dava açma süresinin kamu düzenine ilişkin olduğu ve davalı ileri sürmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerektiği kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında sürenin re’sen denetlenmesi ilkesini teyit eden bir karardır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2025/2677, K. 2025/5038, T. 21.10.2025
Zorunlu arabuluculuk başvurusunun tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerektiği kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında arabuluculuk başvurusunun zamanlaması bakımından doğrudan yol gösterici bir emsaldir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2025/3292, K. 2025/5039, T. 21.10.2025
Bölge Adliye Mahkemesi dairelerinin, dava açma süresinden önce arabulucuya başvurulmasında yasal engel bulunmadığı yönündeki görüşlerine yer verilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında içtihadın bu noktada henüz istikrar kazanmadığını gösteren bir emsaldir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi — E. 2024/1639, K. 2025/856, T. 26.03.2025
Kiracının veya eşinin aynı ilçe/belde sınırları içinde oturmaya elverişli konutu bulunmasına ilişkin TBK m. 352/3 hükmü hatırlatılmış; ayrıca kiralananın tahliyesinden sonra üçüncü kişiye kira verilmesi hâlinde davalının TBK m. 355 gereğince tazminat talep etme hakkı bulunduğu kabul edilmiştir. Bu karar, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası sonrası tazminat rejimine ışık tutmaktadır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2017/4632, K. 2019/1687, T. 28.02.2019
Yeniden kiralama yasağı hükmü aktarılarak kiraya verenin haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamayacağı ve bu durumda bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödeneceği; ayrıca tahliyenin bir mahkeme kararına veya icra takibine dayanmadığı hâllerde tazminat koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Bu karar, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının rızaen sona eren sözleşmelerden ayrımını göstermektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — E. 2024/2446, K. 2025/1440, T. 10.03.2025
Sözleşmeyle kiraya veren aleyhine, kiracı lehine getirilmiş bir fesih ihbarı şartının geçerli olduğu ve bu şarta uyulmaması hâlinde kira süresinin bir yıl uzamış sayılacağı kabul edilmiştir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmadan önce sözleşmede kiracı lehine ek koşullar bulunduğunda dikkat edilmesi gereken bir emsaldir.

Sık Sorulan Sorular

Kardeşimin bende kalması için kiracıyı ihtiyaç nedeniyle tahliye ettirebilir miyim?
Kural olarak zordur, çünkü kardeş TBK m. 350’de sayılan kişilerden değildir. Ancak Türk Medeni Kanunu m. 364 kapsamında kardeşin nafaka/bakım yükümlülüğü altında olduğunuz, kardeşinizin barınma ihtiyacı karşılanmadığı takdirde yoksulluğa düşeceği ve sizin refah içinde bulunduğunuz somut delillerle ispatlanabiliyorsa, doktrindeki baskın görüş bu durumu “kanun gereği bakmakla yükümlü olunan kişi” kapsamında değerlendirmektedir. Bununla birlikte konu literatürde tartışmalıdır ve bir Yargıtay kararında kardeşin doğrudan ihtiyaç sahibi sayılamayacağı sonucuna varılmıştır; bu nedenle somut olayınızın bu sıkı koşulları taşıyıp taşımadığının, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmadan önce bir hukukçu tarafından değerlendirilmesini öneririz.
İhtiyaç nedeniyle tahliye davasını açmadan önce mutlaka ihtarname çekmem gerekir mi?
Hayır, belirli süreli sözleşmelerin bitiminde bir ay içinde doğrudan dava açacaksanız ihtarname göndermek kanuni bir zorunluluk değildir. Ancak davayı süresi içinde açamayacaksanız, TBK m. 353 uyarınca dava açacağınızı kiracıya süresi içinde yazılı olarak bildirirseniz dava açma süreniz bir kira yılı için uzar. Bu bildirim, uygulamada ispat kolaylığı sağladığından genellikle noter kanalıyla yapılır.
Kendi evime taşınmak istiyorum ama başka semtte boş bir dairem daha var. Yine de ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilir miyim?
Evinizin bulunduğu bölgede boş ve oturmaya elverişli başka bir konutunuz varsa, mahkeme bu durumu ihtiyacınızın zorunlu olmadığına dair bir karine olarak değerlendirip davanızı reddedebilir; mahkeme gerekirse keşif yaparak bu konutun fiilen kullanılıp kullanılmadığını araştırır. Ancak diğer taşınmazınız kiracı tarafından fiilen kullanılıyorsa, hangi konutunuzda oturacağınız konusunda mülkiyet hakkınıza dayalı bir seçim hakkınız bulunduğundan, ihtiyaç nedeniyle tahliye davanız sırf başka bir taşınmazınız olduğu gerekçesiyle reddedilmez.
Dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmam şart mı, başvurmazsam ne olur?
Evet, şarttır. 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesi uyarınca kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, dolayısıyla ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında da, arabulucuya başvurmadan dava açarsanız, mahkeme herhangi bir esas incelemesi yapmaksızın davanızı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Arabuluculuk sonunda düzenlenen son tutanağın aslını veya onaylı örneğini dava dilekçenize mutlaka eklemeniz gerekir; başvurunun da dava açma hakkınızın doğumundan sonra yapılması önerilir.
Kiracıyı ihtiyaç nedeniyle çıkardıktan sonra evi hemen başka birine kiraya verebilir miyim?
Hayır. TBK m. 355 uyarınca ihtiyaç nedeniyle boşalttırdığınız taşınmazı, haklı bir sebep olmaksızın üç yıl geçmeden eski kiracınızdan başka birine kiralayamazsınız. Bu yasağa aykırı davranırsanız, eski kiracınıza son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olursunuz. Ancak tahliye bir mahkeme kararı veya icra takibi olmaksızın yalnızca kiracının ihtarname üzerine kendi rızasıyla çıkmasıyla gerçekleşmişse, Yargıtay içtihadına göre bu tazminat koşulları oluşmaz.

Hukuki Destek Almak İster Misiniz?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası; ihtiyaç sahibinin kanuni sıfatının doğru belirlenmesinden ihtiyacın samimiyetinin ispatına, dava açma süresinin hesabından zorunlu arabuluculuk şartına kadar birçok usul hatasına açık, hak düşürücü sürelerle çevrili bir süreçtir. İhtiyaç nedeniyle tahliye dosyanızı değerlendirip doğru stratejiyi birlikte belirlememiz için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Ümraniye ve Anadolu Yakası’ndaki kira uyuşmazlıkları için Ümraniye kira avukatı sayfamızdaki hizmetlerimizi de inceleyebilirsiniz.

📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp ile Yazın
Yasal Uyarı: Bu makale, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açmayı veya böyle bir davayla karşı karşıya kalmayı düşünüyorsanız, bu alanda deneyimli bir gayrimenkul hukuku avukatından destek almanızı öneririz. Kira borcu nedeniyle tahliye süreçleri için kira borcu nedeniyle tahliye yazımızı, tahliye taahhütnamesinin geçerlilik şartları için tahliye taahhütnamesi geçerlilik şartları yazımızı, kiracı ve ev sahibi sorumlulukları için demirbaş masrafı ve sorumluluklar yazımızı, farklı bir tahliye türü için iş akdi feshedilen kapıcının tahliyesi yazımızı inceleyebilirsiniz. Sorularınız için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz. Av. Turgut Ekrem — turgutekrem.av.tr
Paylaş: 𝕏

“Ev Sahibinin İhtiyacı Nedeniyle Kiracının Tahliyesi (Dava Şartları)” için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu konuda hukuki destek mi gerekiyor?

Davanızın özelliklerini değerlendirmek için randevu talebinizi gönderin.

Randevu Al