Yurt dışında boşandığınızı öğrendiğinizde akla gelen ilk soru genellikle “artık serbestim” olur; oysa bir yabancı boşanma kararı Türk hukuku nezdinde kendiliğinden hiçbir sonuç doğurmaz. Türkiye’deki nüfus kaydınız tanıma davası açılıp kesinleşene veya idari yoldan tescil edilene kadar “evli” görünmeye devam eder; bu durum yeniden evlenmenizi engelleyebilir, eski eşinizin mirasçı sıfatını koruması gibi beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Bu makalede bir yabancı boşanma kararının Türkiye’de nasıl tanınacağını, yurt dışında hükmedilen nafaka ve velayet kararlarının tenfiz yoluyla nasıl icra edileceğini, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında Lahey Sözleşmesi’nin nasıl işlediğini, yabancı uyruklu eşle açılacak boşanma davasında hangi ülke hukukunun uygulanacağını ve tanıma-tenfiz sürecini hızlandıracak usul taktiklerini güncel Yargıtay içtihatlarıyla birlikte eksiksiz olarak ele alıyoruz.
MÖHUK m.58 – Tanıma: “Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır.”
MÖHUK m.59 – Tanımanın geriye etkisi: “Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.”
5490 sayılı NHK m.27/A – İdari tescil: Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma, evliliğin butlanı veya iptaline ilişkin kararlar; “bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.”
MÖHUK m.50/1 – Tenfiz: “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.”
MÖHUK m.54 – Tenfiz şartları: Tenfiz kararı verilebilmesi için kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması (m.54/1-b) ve kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması (m.54/1-c) gerekir; davalının usulüne uygun çağrılmadan yokluğunda verilen gıyabi hükümler de tenfiz engeli oluşturabilir (m.54/1-ç).
MÖHUK m.21/1 – Taşınmazlarda münhasır yetki: “Taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer aynî haklar, işlem anında malların bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.”
MÖHUK m.14 – Boşanmada uygulanacak hukuk: “Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır.” Nafaka ve velayet talepleri aynı bağlama kuralına tabidir; ancak geçici tedbir taleplerine her hâlükârda Türk hukuku (Lex Fori) uygulanır.
MÖHUK m.53 – Tenfiz/tanıma dilekçesine eklenecek belgeler: Yabancı ilamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneği, onanmış tercümesi, ilamın kesinleştiğini gösteren onanmış yazı/belge ve onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi zorunludur.
MÖHUK m.55/1 – Duruşma ve tebligat: “Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir.”
7201 sayılı Tebligat Kanunu m.25 ve m.25/A: Yurt dışına yapılacak tebligatlar, mahkemece çıkarılan evrakın Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yabancı ülkedeki diplomatik temsilciliklere veya o ülkenin adli makamlarına iletilmesi suretiyle gerçekleştirilir.
Tanıma, boşanma gibi inşai (yenilik doğuran) nitelikteki bir yabancı boşanma kararının kesin hüküm ve kesin delil gücünün Türkiye’de kabul edilmesidir; tanıma kararı tek başına cebri icra yetkisi vermez. Tenfiz ise nafaka, tazminat veya velayetin teslimi gibi bir edimin yerine getirilmesini emreden (eda hükmü içeren) yabancı kararların Türkiye’de icra daireleri vasıtasıyla zorla yerine getirilebilmesini sağlar. Boşanma ilamında icraya konu bir eda hükmü yoksa yalnızca tanıma kararı verilir; tenfiz isteği ise her hâlükârda tanımayı da içerir.
Yurt Dışında Boşandım, Türkiye’de Neden Hala Evli Görünüyorum? (Tanıma Davası)
Yabancı mahkemeler veya yetkili adli/idari makamlar tarafından verilen boşanma kararları, devletlerin egemenlik hakkı ve yargı yetkisinin sınırları gereğince Türkiye’de kendiliğinden (otomatik olarak) hukuki sonuç doğurmaz. Bir yabancı boşanma kararı, Türkiye’de yetkili mahkemeden bir tanıma kararı alınmadığı veya idari yoldan tescil edilmediği sürece “topal evlilik” (limping marriage) adı verilen çelişkili bir duruma yol açar: taraflar kararın verildiği ülkede bekâr sayılırken Türkiye’de resmen evli görünmeye devam eder.
Yabancı Mahkeme Kararları Türkiye’de Otomatik Olarak Geçerli Olur mu? (Tanıma Davasının Zorunluluğu)
MÖHUK m.58/1 uyarınca bir yabancı boşanma kararının kesin delil veya kesin hüküm sayılabilmesi, mahkemece tenfiz şartlarının taşındığının tespitine bağlıdır. Tanıma davasında Türk hâkimi uyuşmazlığın esasına giremez (révision au fond yasağı); yalnızca kararın kesinleşip kesinleşmediğini, Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığını ve Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girip girmediğini denetler.
Yabancı bir boşanma kararının Türk hukukunda hüküm ifade edebilmesinin şartı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş kararların iç hukukta hukuki sonuç doğurması tenfiz ya da tanıma kararına bağlı olduğu” kabul etmiştir. Bu karar, yurt dışında kesinleşmiş dahi olsa bir yabancı boşanma kararının Türk hukuku bakımından sonuç doğurabilmesi için mutlaka bir Türk mahkemesinin tanıma veya tenfiz kararına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Tanıma veya tenfiz kararı verilmediği takdirde tarafların hukuki statüsü bağlamında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, “Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı yetkili Türk mahkemesince tanıma veya tenfiz kararı verildiği taktirde Türk hukuku bakımından hukuki sonuç doğurur. Yabancı kararla ilgili tanıma veya tenfiz kararı verilmedikçe veya bu yönde açılan dava reddedildiği taktirde o karar Türkiyede Türk hukuk sistemi açısından hukuki sonuç doğurmaz ve taraflar boşanmış sayılmazlar” tespitini yapmıştır. Bu karar, tanıma davası açılmadığı veya reddedildiği sürece tarafların Türk hukuku nezdinde hâlâ evli sayılmaya devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Tanıma ve tenfize konu belgenin niteliği bağlamında, ilk derece mahkemesi “yabancı ülke boşanma kararının idari makamlarca verilmiş olduğu, mahkeme ilamı niteliğinde bulunmadığı, bu nedenle tanınması ve tenfizine karar verilmesinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle davayı reddetmiş, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararın yetkili yargı mercii tarafından tesis edildiği hâllerde tanıma ve tenfizin mümkün olduğunu vurgulamıştır. Bu karar, bir yabancı boşanma kararının tanınabilmesi için mutlaka bir yargı merci tarafından ya da o devlet kanunlarına göre bu konuda yetkili kılınmış bir makam tarafından verilmiş olması gerektiğini göstermektedir.
Dava Açmadan Nüfus Müdürlüğünden (İdari Yolla) Boşanmayı İşletmek Hangi Durumlarda Mümkündür?
Tanıma davalarının uzun sürmesi ve yurt dışında yaşayan vatandaşların yaşadığı pratik zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na 29.04.2017 tarihinde 27/A maddesi eklenmiştir. Bu idari tescil yolu, dava açma zorunluluğunu ortadan kaldıran istisnai bir usuldür; ancak mahkemeler tanıma davalarında idareye emir verir şekilde karar kuramaz ve talebi aşan bir hüküm tesis edemez.
Tanıma kararının infaz şekli bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “kararın nüfus kayıtlarına işlenmesine hükmedilerek idareye de emredici şekilde hüküm oluşturulduğu” tespitiyle ilk derece kararını usule aykırı bulmuştur. Bu karar, tanıma davasında mahkemenin yalnızca yabancı ilamın tanınmasına hükmedebileceğini; nüfus kaydına işlenmesi yönünde idareye doğrudan emir niteliğinde bir hüküm kuramayacağını göstermektedir.
Tanıma davasının kapsamının aşılmaması gerekliliği bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “tarafların nüfus kayıtlarının düzeltilmesine, müşterek çocukların velâyet hakkının anneye bırakılmasına, çocuklarla baba arasında görüş günü düzenlenmesine” yönünde hüküm kurulmasının açılan davayla bağdaşmadığı” tespitinde bulunarak mahkemenin yabancı ilamın tanınması ile yetinmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, davacının dilekçesinde sadece tanıma talep ettiği bir davada mahkemenin kendiliğinden ek hükümler (velayet, nüfus düzeltmesi) kuramayacağını teyit etmektedir.
Tanıma Davası Açılmazsa Ne Olur? (Yeniden Evlenememe, Mirasın Eski Eşe Kalması ve Gayrimenkul Satış Engeli)
Tanıma veya idari tescil işlemleri tamamlanmadığı müddetçe taraflar Türk hukuku nezdinde evli kalmaya devam eder: nüfus kaydında resmi evlilik sürdüğü için Türkiye’de yeniden evlenilemez (TMK m.145) ve kadının boşanma tanınmadan başka bir birliktelikten çocuk sahibi olması hâlinde TMK m.285’teki babalık karinesi uyarınca çocuk, nüfusta hâlen evli göründüğü eski eşin kütüğüne kaydedilir. Ayrıca eşlerden biri vefat ederse mirasçılık durumu, mal rejiminin tasfiyesi ve taşınmazlar üzerindeki hak iddiaları da tanıma kararına bağlı kalır.
Eşlerden birinin vefatı hâlinde tanıma davasının akıbeti bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı mahkemece verilen boşanma kararının taraflarından birinin sonradan ölmüş olması, o ilamın tanınmasına engel değildir” tespitini yapmış ve mirasçılık durumunun netleşmesinde davacının “korunmaya değer hukuki yarar” sahibi olduğunu vurgulamıştır. Bu karar, tanıma kararı alınmadığı takdirde sağ kalan eşin mirasçı sıfatını sürdürmeye devam edeceğini; ancak eş vefat etmiş olsa dahi tanıma davasının açılabileceğini ve görülmesi gerektiğini göstermektedir.
Mal rejiminin tasfiyesi davasının önkoşulu bağlamında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Hemen belirtmek gerekir ki, mal rejiminin tasfiyesinin talep edilebilmesi için eşler arasında geçerli bulunan mal rejiminin sona ermesi gerekmektedir(TMK m. 225)” ve “Türk Hukuku açısından mal rejiminin sona erdiğini söyleyebilmek için yabancı boşanma kararının tanınması gerekmektedir” ilkelerini vurgulamıştır. Bu karar, tanıma kararı alınmadan mal rejiminin tasfiyesi davasının açılamayacağını; taşınmazlar üzerindeki hak iddialarının da tanıma kararına bağlı kaldığını göstermektedir. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2011 tarihli, 2010/7122 E. ve 2011/5363 K. sayılı kararında da yabancı karar tanınmadığı sürece mal rejimi davasının dinlenemeyeceği aynı ilke doğrultusunda ifade edilmiştir; zamanaşımı bakımından ise yabancı kararın kesinleştiği anın esas alınacağı Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 03.04.2012 tarihli, 2012/981 E. ve 2012/2448 K. sayılı kararında belirtilmiştir.
Yabancı Mahkemenin Verdiği Nafaka, Tazminat ve Velayet Kararları Nasıl Uygulanır? (Tenfiz Davası)
Bir yabancı boşanma kararında hükmedilen nafaka, tazminat veya velayet gibi eda hükmü içeren bölümlerin Türkiye’de cebren icra edilebilmesi, boşanmanın tanınmasından farklı ve ayrı bir dava türü olan tenfiz davasını gerektirir.
“Tanıma” ile “Tenfiz” Arasındaki Fark Nedir? Yurt Dışında Hükmedilen Nafaka Türkiye’de Nasıl Tahsil Edilir?
Yurt dışı mahkemesi tarafından hükme bağlanan yoksulluk, iştirak veya tedbir nafakasının Türkiye’de icra daireleri marifetiyle tahsil edilebilmesi için yalnızca boşanmanın tanınması yeterli değildir; nafaka alacağına ilişkin eda hükmünün ayrıca tenfizine karar verilmesi gerekir. Tenfiz kararı alındıktan sonra yabancı mahkeme ilamı, bir Türk mahkemesi ilamı niteliğini kazanarak İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilamlı icra takibine konu edilir.
Tanıma ile tenfiz kurumlarının hukuki niteliğinin ayrıştırılması bağlamında, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, “Tanıma; ‘Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü’; tenfiz ise; ‘Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı’dır” tanımını yapmıştır. Bu karar, tanımanın yabancı kararın yalnızca kesin hüküm etkisini kabul ettiğini, buna karşılık tenfizin kararın cebri icra yoluyla fiilen uygulanmasını sağladığını; nafaka gibi eda hükümlerinde tek başına tanımanın yeterli olmadığını göstermektedir.
İcra olunabilecek kararlar ile inşai nitelikteki kararlar arasındaki ayrım bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (5718 s.K.m.50/1) Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi tanıma ile mümkündür. (5718 s.K.m.58/1) Bu düzenlemeye göre, icra olunabilecek kararlar için tenfiz, inşai nitelikteki kararlar içinde tanıma sözkonusudur. Tenfiz isteği, tanımayı da içerir” denilmiştir. Bu karar, davacının doğrudan tenfiz talep etmesi hâlinde ayrıca bir tanıma davası açmasına gerek olmadığını; tenfiz talebinin tanımayı da kapsadığını göstermektedir.
Boşanma ilamında icraya konu edilecek bir hüküm bulunmaması hâlinde tenfiz talebinin akıbeti bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı boşanma ilamınında icra edilebilir bir maddenin bulunmadığı, davalının tenfiz yönünden istinaf sebebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün 1 nolu bendinde bulunan…. ve tenfizine,’ ibaresinin hükümden çıkarılmasına” karar verildiğini vurgulamıştır. Bu karar, boşanma ilamında nafaka veya tazminat gibi bir eda hükmü bulunmuyorsa, mahkemenin yalnızca tanıma kararı vermesi gerektiğini; talep edilse dahi gereksiz bir tenfiz ibaresinin hükümden çıkarılacağını göstermektedir.
Yabancı Mahkemenin Mal Paylaşımı (Gayrimenkul) Kararı Türkiye’deki Tapu Müdürlüklerinde Doğrudan Uygulanabilir mi?
Hayır, uygulanamaz. MÖHUK m.54/1-b bendi uyarınca tenfiz kararı verilebilmesi için kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması şarttır. MÖHUK m.21/1 uyarınca taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer aynî haklar, işlem anında malların bulunduğu ülke hukukuna tâbidir; Türkiye’de bulunan taşınmazların mülkiyetine ve aynına ilişkin davalar ise Türk mahkemelerinin münhasır yetkisindedir. Dolayısıyla yabancı bir mahkemenin Türkiye’deki taşınmazın mülkiyet nakline yönelik kararı tenfiz edilemez; buna karşılık taşınmazın değerine veya mal rejiminin tasfiyesine bağlı olarak hükmedilen şahsi hak/para alacağı (tazminat, artık değere katılma alacağı gibi) niteliğindeki hükümler tenfiz konusu olabilir. Gayrimenkulün aynına ilişkin mülkiyet uyuşmazlıklarında, yabancı boşanma kararı Türkiye’de tanındıktan sonra Türk mahkemelerinde bağımsız bir mal rejiminin tasfiyesi ve tapu iptal-tescil davası açılması zorunludur.
Tenfiz Davasında “Kamu Düzeni” Engeli: Yabancı Karar Türk Hukukunun Temel Prensiplerine Aykırıysa Ne Olur?
MÖHUK m.54/1-c gereğince tenfiz edilecek hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekir; tanıma davalarında da MÖHUK m.58/1 yollamasıyla aynı kamu düzeni denetimi yapılır. Yabancı kararın Türk kanunlarının emredici bir hükmünden farklı bir kurala dayanması tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmez; kanun koyucu bilinçli olarak “açıkça aykırılık” ölçütünü aramıştır.
Mahkemenin tanıma/tenfiz denetimindeki inceleme sınırları bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı mahkeme ilamının tanınması sırasında ilamın maddî hukuk açısından doğruluğunu incelemenin veya değerlendirmenin söz konusu olamayacağı”, “yabancı mahkeme kararının doğruluğu, uygulanmış olan usul hükümleri, maddî ve hukuki tespitlerin inceleme dışında tutulması gerektiği” ve “Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere adil yargılanma ve savunma hakkında genel ahlaka, Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık oluşturması halinde kamu düzenine açıkça aykırılıktan söz edileceği” belirtmiştir. Bu karar, Türk hâkiminin yabancı boşanma kararının esasını (maddi hukuk doğruluğunu) yeniden yargılayamayacağını; kamu düzeni denetiminin yalnızca adil yargılanma, temel hak ve hürriyetler ile genel ahlaka açık aykırılık hâlleriyle sınırlı olduğunu göstermektedir.
Boşanmanın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olup olmadığı ve gerekçe eksikliğinin etkisi bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Boşanma, münhasıran Türk Mahkemelerinin yetkisi içinde olan bir konu değildir. Tanınması talep edilen karar boşanmaya ilişkin olup kesinleşmiş bir mahkeme kararı olduğu için Türk kamu düzenine açık bir aykırılıktan söz etmek de mümkün değildir” denilerek yabancı kararda gerekçe bulunmamasının tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. Bu karar, boşanma davalarının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olmadığını ve yabancı mahkemenin kararını gerekçelendirmemiş olmasının tek başına tanımaya engel oluşturmayacağını göstermektedir.
Milletlerarası Velayet Krizleri ve Uluslararası Çocuk Kaçırma (Lahey Sözleşmesi)
Bir yabancı boşanma kararı sürecinde veya sonrasında ebeveynlerden birinin çocuğu diğer ebeveynin izni olmaksızın bir ülkeden diğerine götürmesi, “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi” kapsamında özel bir acil müdahale prosedürünü devreye sokar.
Yabancı Eş Çocuğu Türkiye’ye (Veya Yurt Dışına) İzinsiz Götürürse Hukuki Süreç Nasıl İşler?
Ebeveynlerden birinin, diğer ebeveynin velayet veya kişisel ilişki hakkını ihlal ederek 16 yaşını doldurmamış çocuğu mutad meskeninin (sürekli ikametgâhının) bulunduğu ülkeden diğer bir ülkeye izinsiz götürmesi veya yasal süresi sonunda geri getirmemesi uluslararası çocuk kaçırma olarak nitelendirilir. Mağdur ebeveyn, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de Merkezi Makam sıfatıyla görevli Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne başvurur; bu makam aracılığıyla veya doğrudan çocuğun bulunduğu yer Aile Mahkemesi’nde “çocuğun mutad meskenine iadesi” davası açılır. İade davası bir velayet davası değildir: mahkeme esasa girerek velayetin kime verileceğini tartışmaz, yalnızca çocuğun haksız olarak yerinden edilip edilmediğini ve mutad meskenine derhal geri gönderilip gönderilmeyeceğini karara bağlar.
Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi Türkiye’de Nasıl Uygulanır?
1980 Lahey Sözleşmesi uyarınca, çocuğun haksız nakledildiği veya alıkonulduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde başvuru yapılmışsa, yetkili mahkeme çocuğun derhal iadesine karar vermek zorundadır. Sözleşmenin iadenin reddi hâllerini düzenleyen istisnaları sınırlıdır: başvuran tarafın fiilen velayet hakkını kullanmadığı veya kaçırmaya rıza gösterdiği ispatlanırsa, çocuğun geri dönmesinin onu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ciddi bir risk teşkil ediyorsa (Sözleşme m.13/b) veya idrak çağındaki çocuk iadeye açıkça karşı çıkıyorsa mahkeme iadeyi reddedebilir. İncelenen İçtihat raporunda Lahey Sözleşmesi’nin somut uygulanışına ilişkin ayrıntılı bir Yargıtay kararına rastlanmamıştır; ancak velayet düzenlemelerinin değişken koşullara bağlı doğası bu alandaki uyuşmazlıkları da yakından etkilemektedir.
Velayet düzenlemelerinin sonradan değişen koşullara göre yeniden dava konusu edilebilmesi bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayet düzenlemelerinin değişken koşullara bağlı olduğunu belirterek boşanma sonrasındaki yeni vakıalar çerçevesinde “her zaman ve kesin hüküm engeline takılınmaksızın dava açılıp iddiaların Türkiye ya da Kazakistan mahkemeleri önünde usulünce ileri sürülebileceği” ni kabul etmiştir. Bu karar, milletlerarası unsur taşıyan velayet uyuşmazlıklarında – çocuğun yurt dışına götürülmesi de dâhil – şartlar değiştikçe daha önce verilmiş bir kararın kesinleşmiş olmasının yeni bir dava açılmasına engel teşkil etmeyeceğini göstermektedir.
Yabancı Mahkemenin Verdiği “Ortak Velayet” Kararı Türkiye’de Tenfiz Edilebilir mi?
Geçmiş yıllarda Türk hukukunda velayetin anne ve babadan yalnızca birine verilebileceği (tekil velayet) yönünde bir kamu düzeni kabulü bulunmaktaydı; ancak Türk aile mahkemeleri ve Yargıtay içtihatlarındaki dönüşümle ortak velayet kurumu artık Türk kamu düzenine aykırı sayılmamaktadır. Yabancı mahkemelerce kurulan velayet hükümleri, çocuğun üstün yararına aykırılık taşımadığı sürece tanınıp tenfiz edilebilir; ancak yabancı ilamda yer alan boşanmanın tanınması tek başına velayet hükmünün icrası için yeterli değildir, velayetin ayrıca tenfizi gerekir.
Yabancı mahkemece verilen ortak velayet hükmünün Türkiye’de icrası bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun(5718 sayılı Kanun) 52 nci ve devamı maddelerde düzenlenen şartların gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ilişkin Weilburg Sulh Hukuk Mahkemesi- Aile Mahkemesi’nin 211 F 135/21 S sayılı 08/10/2021tarihli ve 08.10.2021 tarihinde kesinleşen kararının tanınmasına, ortak çocuklar 28.08.2006 HADAMAR/ALMANYA doğumlu Mehmet Ali ve 08.09.2010 LİMBURG/ALMANYA doğumlu Burcu’nun velâyet hakkına ilişkin Weilburg Sulh Hukuk Mahkemesi- Aile Mahkemesi’nin 211 F 310/21 EASO sayılı 12.05.2021 tarihli ve 07.09.2022 tarihinde kesinleşen kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir” denilerek velayet hükmünün tenfizini onamıştır. Bu karar, Alman mahkemesince kurulan bir ortak velayet düzeninin Türk kamu düzenine aykırı görülmediğini ve hem boşanmanın hem de velayet hükmünün aynı davada tanınıp tenfiz edilebildiğini somut olarak göstermektedir; nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.06.2015 tarihli, 2015/787 E. ve 2015/11676 K. sayılı kararında da nüfus kayıtlarının kurucu değil bildirici etkiye sahip olduğu, çocukların nüfus kaydı bulunmasa dahi velayete ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizinden kaçınılamayacağı vurgulanmıştır.
Yabancı Uyruklu Eşle Türkiye’de Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Eşlerden birinin yabancı uyruklu olduğu boşanma davalarında Türk hâkiminin ilk çözmesi gereken sorun, davaya hangi ülkenin maddi hukukunun uygulanacağıdır; bu tespit MÖHUK m.14’teki kademeli bağlama kuralına göre yapılır.
Eşlerden Biri Yabancıysa Boşanma Davasında Hangi Ülkenin Kanunu (MÖHUK) Uygulanır?
5718 sayılı MÖHUK’un 14. maddesi üç basamaklı bir bağlama kuralı öngörmüştür: birinci basamakta eşlerin müşterek millî hukuku uygulanır (örneğin her iki eş de Alman vatandaşıysa Alman hukuku); müşterek vatandaşlık yoksa ikinci basamakta eşlerin müşterek mutad mesken hukuku uygulanır (örneğin Türk ve Rus eşin fiilen birlikte yaşadığı yer Türkiye ise Türk hukuku); bu da yoksa üçüncü basamak olarak doğrudan Türk hukuku (Lex Fori) uygulanır. Buna göre eşlerden biri Türk diğeri yabancıysa ve Türkiye’de ikamet ediyorlarsa, boşanma sebeplerine ve hükümlerine müşterek mutad mesken hukuku sıfatıyla Türk Medeni Kanunu uygulanır; nafaka ve velayet talepleri de aynı bağlama kuralına tabidir, ancak geçici tedbir taleplerine her durumda Türk hukuku uygulanır.
Yurt Dışında Yaşayan (Adresi Bilinmeyen) Yabancı Eşe Tebligat Çıkarma (Uluslararası Tebligat) Süreci Neden Uzun Sürer?
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 25 ve 25/A maddeleri uyarınca yurt dışına yapılacak tebligatlar, mahkemece çıkarılan evrakın Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yabancı ülkedeki diplomatik temsilciliklere veya o ülkenin adli makamlarına iletilmesi suretiyle gerçekleştirilir. Dava dilekçesi ve tensip zaptı önce yeminli tercüman marifetiyle hedef ülkenin diline çevrilir; uluslararası istinabe usulleri ve yabancı devlet makamlarının kendi tebligat prosedürleri sürecin aylarca uzamasına yol açabilir. Yabancı eşin adresi tespit edilemiyorsa, sonuç alınamaması hâlinde 7201 sayılı Kanun m.28-31 uyarınca ilanen tebligat aşamasına geçilir.
Türk mahkemesindeki tebligat ve usul işlemlerine hangi hukukun uygulanacağı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Türk mahkemelerinde görülen usul işlemlerinin “kendisine başvurulan mahkemenin tabi bulunduğu hukuka (Lex Fori) göre yürütülmesinin gerektiği” ve “davanın açılması, tebligatların yapılması, delillerin toplanıp değerlendirilmesi, hükmün verilmesi ve kesinleştirilmesi işlemleri birer usul hukuku işlemi” olduğunu belirtmiştir. Bu karar, yabancı eşe yapılacak tebligatın maddi hukuk bakımından hangi ülkenin uygulandığından bağımsız olarak, her hâlükârda Türk usul hukuku kurallarına (Tebligat Kanunu) tabi olacağını göstermektedir.
Yabancı Eşin Türkiye’deki Mallarına (Banka Hesabı, Ev, Araba) İhtiyati Tedbir Konulması Nasıl Sağlanır?
MÖHUK m.14/4 hükmü gereğince geçici tedbir taleplerine uygulanacak hukuk her zaman Türk hukukudur. Yabancı eşin Türkiye’deki taşınmazlarını satmasını, banka hesaplarını boşaltmasını veya araçlarını devretmesini engellemek amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.389 vd. uyarınca ihtiyati tedbir talep edilebilir; boşanma davası dilekçesinde veya dava açılmadan önce, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı somut delillerle ortaya konularak tapu kayıtlarına, araç tescil siciline ve banka mevduatlarına tedbir konulması istenir. Taşınmaz eşlerin Türkiye’de yaşadığı konut ise TMK m.194 uyarınca bağımsız olarak “aile konutu şerhi” tesis ettirilebilir; katılma alacağı davalarında ise TMK m.229 ve HMK m.389 uyarınca tensiben tedbir şerhi işletilebilir. İncelenen İçtihat raporunda bu başlığa özgü ihtiyati tedbir uygulama şartlarını somutlaştıran bir Yargıtay kararına rastlanmamıştır; bu nedenle tedbir talebinin kapsamının somut dosya üzerinden ayrıca değerlendirilmesi önerilir.
Tanıma ve Tenfiz Davalarında Usul, Gerekli Belgeler ve Süreç (Hızlandırma Taktikleri)
Bir yabancı boşanma kararının tanınması veya tenfizi davasının süresi büyük ölçüde dilekçeye eklenen belgelerin eksiksizliğine ve eski eşin sürece katılıp katılmadığına bağlıdır.
Yurt Dışından Gelecek Evraklarda “Apostil Şerhi” Neden Hayatidir ve Nasıl Alınır?
MÖHUK m.53 uyarınca tenfiz ve tanıma dilekçesine; yabancı ilamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneği, onanmış tercümesi, ilamın kesinleştiğini gösteren onanmış yazı/belge ve onanmış tercümesinin eklenmesi zorunludur. Apostil, yabancı bir mahkemenin veya makamın düzenlediği belgedeki imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan kişinin sıfatını ve üzerindeki mührün hakiki olduğunu tasdik eden uluslararası onay belgesidir; kararın verildiği devlet 1961 Lahey Sözleşmesine taraf değilse belge o ülkedeki Türk Konsolosluğu tarafından tasdik edilmelidir.
Dilekçeye eklenmesi zorunlu belgelerin kapsamı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin eklenmesi zorunlu olup” kuralını hatırlatmıştır. Bu karar, yalnızca yabancı ilamın kendisinin değil, ilamın kesinleştiğini gösteren ayrı bir belgenin de usulüne uygun onanmış tercümesiyle birlikte dosyaya sunulması gerektiğini göstermektedir.
Onaylı tercümenin hangi makamlarca yapılabileceği bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, belgelerin “o ülke makamlarınca yahut ilgili konsolosluk veyahut noter tarafından usulüne uygun olarak onanmış tercümesinin dosyaya sunulması” ve “kararda kesinleşme ve ‘Apostil Şerhi’ nin bulunduğu” tespit edilerek karar verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu karar, tercümenin yalnızca kararın verildiği ülke makamlarınca değil, konsolosluk veya Türkiye’deki noter tarafından da onaylanabileceğini; ancak apostil şerhinin varlığının mutlaka ayrıca denetlenmesi gerektiğini göstermektedir.
Apostil şerhi eksiksiz sunulduğunda mahkemenin nasıl karar vermesi gerektiği bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı ilamın kesinleşme şerhinin ve apostil şerhinin onaylı sureti ile onaylı tercüme evrakının dosyada mevcut olduğu” belirtilerek tanıma kararı vermiştir. Bu karar, dosyada kesinleşme şerhi, apostil şerhi ve onaylı tercümenin eksiksiz bulunması hâlinde mahkemenin başka bir incelemeye gerek kalmaksızın tanıma kararı verebileceğini göstermektedir.
Eski Eş Tanıma Davasına Katılmazsa veya Vekalet Vermezse Süreç Kaç Ay/Yıl Uzar?
MÖHUK m.55/1 uyarınca tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf Türkiye’de bir avukata vekaletname verir veya davayı kabul ederse süreç genellikle 1 ila 3 ay içinde sonuçlanabilir; ancak davalı yurt dışında ikamet ediyor ve vekil tayin etmiyorsa dava dilekçesinin yabancı dildeki tercümesiyle birlikte uluslararası tebligat yoluyla tebliğ edilmesi gerekir ve bu süreç ilgili ülkenin adli makamlarının işleyişine bağlı olarak 8 ay ile 2 yıl arasında bir gecikmeye yol açabilir.
Davalının yabancı mahkemedeki yargılamadan haberi olmadığı yönündeki itirazın geçerliliği bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “yabancı mahkemedeki usul hükümlerinin uygulanmasında ve tebligat usulünde, o yer kanunlarının geçerli olduğu, diğer bir ifade ile yargılamanın usulü ve tebligatın, hâkimin hukukuna (Lex fori) tabi olduğu” belirtmiş ve bu nedenle “davalının yabancı mahkemedeki karardan haberinin olmadığı, savunma hakkını kullanamadığına ilişkin itirazına itibar edilemeyeceği” sonucuna varmıştır. Bu karar, davalı eski eşin yurt dışındaki dava sürecine usulüne uygun şekilde davet edilmiş olması hâlinde, sonradan “haberim yoktu” itirazıyla tanımaya karşı çıkmasının mümkün olmayacağını göstermektedir.
Yurt Dışındaki Müvekkiller İçin Türkiye’ye Gelmeden (Konsolosluk Vekaletiyle) Boşanmanın Tanınması Mümkün müdür?
Evet, mümkündür. Yurt dışındaki tarafların tanıma-tenfiz süreçlerini yürütmek için bizzat Türkiye’ye gelme mecburiyeti bulunmamaktadır. Türk vatandaşları bulundukları ülkedeki Türk Başkonsolosluğu veya Büyükelçiliği Noterlik servisine başvurarak Türkiye’deki avukatları adına tanıma ve tenfiz davası açmaya yetkili özel vekaletname düzenletebilir; yabancı uyruklu taraflar ise kendi ülkelerindeki noterden vekaletname çıkarıp üzerine Apostil şerhi aldırdıktan sonra Türkiye’de yeminli tercüme ve noter onayı yaptırarak avukatlarına tevkil edebilir. Özel yetkili vekaletnameyi alan Türk avukat, müvekkilinin Türkiye’ye gelmesine gerek kalmaksızın tüm tanıma, tenfiz veya NHK m.27/A idari tescil işlemlerini başından sonuna kadar bizzat yürütüp nüfus tescilini sağlar; iki tarafın da vekil tayin etmesi durumunda tebligatlar vekiller üzerinden yapılarak süreç daha da hızlandırılır.
Sık Sorulan Sorular
Yabancı uyruklu eşle boşanma davası, mal paylaşımı ve nafaka tenfizi süreçleriyle ilgili detaylı bilgi için Yabancılar ve Göç Hukuku sayfamızı; evliliğin butlanı ve geçersizlik hâlleri hakkında Evliliğin İptali Davası yazımızı; nafaka tenfizi ve süresiz nafakanın akıbetiyle ilgili Süresiz Nafaka Kalktı mı? yazımızı ve tanınan boşanma sonrası taşınmaz/mal rejimi tasfiyesi için Gayrimenkul Hukuku sayfamızı da inceleyebilirsiniz.
Yurt Dışında Aldığınız Yabancı Boşanma Kararını Türkiye’de Tanıttırmanız mı Gerekiyor?
Yabancı boşanma kararının tanınması, nafaka veya velayet hükmünün tenfizi, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında Lahey Sözleşmesi başvurusu veya yabancı uyruklu eşle açılacak boşanma davası – her dosya farklı bir ülke hukukunu, farklı bir tebligat sürecini ve farklı bir zamanlamayı gerektirir. Turgut Ekrem Hukuk Bürosu olarak milletlerarası aile hukukunun bu kesişim noktasında, konsolosluk vekaletiyle yürütülen uzaktan süreçler dâhil olmak üzere tanıma-tenfiz başvurusundan nüfus tesciline kadar sürecin tamamında yanınızdayız.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp ile Yazın
Bir yanıt yazın