vesayet davası

Vesayet davası, kendi kişisel ve malvarlığı menfaatlerini tek başına koruma gücünden yoksun kalan erginlerin haklarını korumak amacıyla açılan, kamu düzenine ilişkin bir dava türüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik ifadesiyle vesayet kurumu, “kişisel ve ekonomik çıkarların tek başına koruma gücünden yoksun olan kişilerin haklarının korunmasını, özel bakım gerektiren kişilerin bakılmasını ve temsil edilmeleri ile onlara özen gösterilmesini” amaçlar. Bu yazıda bir vesayet davasının hangi hallerde zorunlu olduğunu, nasıl açıldığını, atanan vasinin yetki ve sınırlarını, kısıtlama kararının nasıl kaldırılacağını ve vasinin görevini kötüye kullanması hâlinde izlenecek azil sürecini güncel mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.

İlgili konularda hazırladığımız aile hukuku ve miras hukuku yazılarımızı da inceleyebilirsiniz.

Vesayet Davası Süreci: Adım Adım Özet

  1. Delil ve rapor toplama: Akıl hastalığı/zayıflığı iddiasında tam teşekküllü bir sağlık kuruluşundan sağlık kurulu raporu alınması; savurganlık, bağımlılık veya hapis cezası hâllerinde ilgili belgelerin toplanması.
  2. Yetkili mahkemede dava açılması: Kısıtlanacak kişinin yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne (vesayet makamı) dilekçeyle başvurulması.
  3. Resen araştırma ve dinleme: Mahkemenin kamu düzenine ilişkin resen araştırma ilkesi gereğince delilleri toplaması ve mümkünse ilgiliyi bizzat dinlemesi.
  4. Kısıtlama kararı ve vasi ataması: Şartların oluştuğu kanaatine varılması hâlinde kısıtlama kararı verilmesi ve görevi yapabilecek bir ergine gecikmeksizin vasi olarak atanması.
  5. Vasinin göreve başlaması: Defter tutma, malvarlığını özenle yönetme ve önemli işlemlerde vesayet/denetim makamından izin alma yükümlülüklerinin işlemeye başlaması.
  6. Denetim, azil veya kaldırma: Sürecin devamında vasinin yıllık hesap sunması, gerektiğinde görevden alınması (azil) ya da kısıtlama sebebinin ortadan kalkmasıyla vesayetin kaldırılması.

Hangi Durumlarda Bir Kişiye Vasi Atanması (Kısıtlanması) Zorunludur?

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, bir vesayet davasının açılmasını gerektiren dört ayrı kısıtlama sebebini düzenlemiştir: akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (m. 405), savurganlık ile alkol/madde bağımlılığı (m. 406), özgürlüğü bağlayıcı ceza (m. 407) ve kişinin kendi isteği (m. 408). Bu sebeplerden hangisinin somut olayda gerçekleştiği, açılacak vesayet davasının dayanağını ve mahkemeden talep edilecek koruma tedbirlerinin kapsamını belirler.

Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı (Alzheimer, Demans, Şizofreni) Sebebiyle Vasi Atanması Şartları Nelerdir?

TMK m. 405 – Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı

“Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.”

Alzheimer, demans veya şizofreni gibi tabloların tek başına tıbbi teşhisi, bir vesayet davası açılması için yeterli değildir. Doktrinde ağırlık kazanan görüşe göre, tıbbi teşhise ek olarak kişinin işlerini görememesi, sürekli korunma ve bakıma muhtaç olması veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokması unsurlarından en az birinin somut olarak gerçekleşmiş olması gerekir. Bu tespit için resmî sağlık kurulu raporu şart koşulmakla birlikte, hâkim bu raporla mekanik biçimde bağlı değildir; hukuki ehliyet değerlendirmesini bizzat kendisi yapar.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2009/3184, K. 2010/509, T. 25.01.2010

“Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken yada başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.” hükmü ve “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” yükümlülüğü Yargıtay tarafından açıkça teyit edilmiştir.

Bu karar, hem kısıtlama şartlarının somut unsurlarını hem de idari makamların, noterlerin ve mahkemelerin bildirim yükümlülüğünü bir arada ortaya koyması bakımından uygulamada sıkça referans gösterilmektedir.

Kısıtlanan akıl hastası veya akıl zayıfı kişinin fiil ehliyeti kalkar ve hakları artık vasisi tarafından yönetilir (Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1896, K. 2019/1112, T. 24.10.2019). Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir başka usuli belirsizlik şudur: sağlık kurulu raporunda kısıtlama gerektiği belirtilmiş olsa dahi, vesayet makamının ilgilinin sosyal inceleme ve dinlenmesi neticesinde talebi reddetme takdirinin sınırları yargısal denetimde henüz tam olarak belirginleşmiş değildir; bu, doktrinde açık bırakılmış bir tartışma alanıdır.

Savurganlık, Alkol/Madde Bağımlılığı veya Kötü Yaşam Tarzı Nedeniyle Aile Üyeleri Kısıtlama İsteyebilir mi?

TMK m. 406 – Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim

“Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.”

Evet, aile üyeleri bu sebebe dayanarak bir vesayet davası açılmasını talep edebilir; hatta ilgili makamlar durumu öğrendiğinde resen harekete geçebilir. Ancak doktrine göre savurganlık, münferit bir cömertlik jesti veya tek seferlik hatalı bir harcama değildir; kişinin gelir ve servetiyle orantısız, sürekli ve ölçüsüz harcamalar yaparak kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesi yaratmasıdır. Kötü yönetim, malvarlığının basiretli bir yönetimden uzak biçimde sürekli olarak heba edilmesini; kötü yaşama tarzı ise ahlaka ve toplum düzenine aykırı tutumların sürekli hâle gelerek ekonomik veya kişisel çöküntü doğurmasını ifade eder.

Bununla birlikte her savurganlık veya kötü yönetim iddiası doğrudan tam kapsamlı bir vesayet davası ile sonuçlanmaz. Kısıtlanan kişinin fiil ehliyetinin tamamen kaldırılmasını gerektirecek yoğunlukta bir sosyal şart bulunmuyorsa, orantılılık ilkesi gereğince daha hafif bir tedbir olan yasal danışman atanması yoluna gidilebilir:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5386, K. 2023/3911, T. 13.09.2023

“kısıtlı adayının savurganlık veya kötü yönetim gösterdiği tespit edilmiş ise de (maddi şart), sosyal şart vasi tayini için yeterli yoğunlukta olmadığından, ancak kişinin (kişisel-ekonomik) dar kapsamlı dahi olsa bir fiil ehliyeti sınırlaması ile orantılılık ilkesine uygun bir biçimde korunmasının sağlanması zorunluluğu mevcut olduğundan artık vesayet müdahalesine başvurmaksızın kişiye yasal danışman atanması yoluna gidilmesinin kısıtlı adayının korunması açısından gerekli olduğu” vurgulanmıştır.

Bu karar, “maddi şart” (savurganlık/kötü yönetimin varlığı) ile “sosyal şart” (bunun vasi tayinini gerektirecek yoğunlukta olması) arasındaki ayrımı somutlaştırması bakımından önemlidir.

1 Yıl veya Daha Uzun Süre Hapis Cezası Alan Hükümlülere Vasi Tayini Neden Yasal Bir Zorunluluktur?

Bu başlıkta önemli bir güncelleme notu paylaşmamız gerekiyor. İnternette yer alan birçok kaynak, hapis cezası nedeniyle resen (mahkemece kendiliğinden) kısıtlama eşiğini hâlâ “1 yıl” olarak vermektedir. Ancak bu bilgi, 12 Mart 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramış eski bir düzenlemeyi yansıtmaktadır. TMK m. 407’nin bugün yürürlükte olan hâline göre eşik 1 yıl değil, toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasıdır:

TMK m. 407 (Değişik: 7499 sayılı Kanun, m. 5 – Kabul: 02.03.2024, Yürürlük: 12.03.2024) – Özgürlüğü bağlayıcı ceza

“Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler. Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır.”

Dikkat: Değişiklik öncesinde TMK m. 407’de yer alan eşik gerçekten de 1 yıl idi; ancak bu düzenleme kanun koyucu tarafından 7499 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. Bugün itibarıyla toplam beş yıldan az kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir hükümlü, ancak kendi isteği üzerine kısıtlanabilir; mahkemenin resen (istek aranmaksızın) kısıtlama kararı verebilmesi için toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası şartı aranır. Bir vesayet davası bu başlık altında değerlendirilecekse, güncel eşiğin beş yıl olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Nitekim, 7499 sayılı Kanun sonrasında TMK m. 407/2’de yer alan “kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi” ölçütünün somut olayda hangi olgularla gerçekleşmiş sayılacağı hususunda henüz yerleşik bir içtihat birliği oluşmamıştır; bu da güncel mevzuata dayalı bir vesayet davasında ispat stratejisinin dikkatle kurgulanmasını gerektiren, doktrinde açık bırakılmış bir alandır.

Yaşlılık, Ağır Hastalık veya Deneyimsizlik Durumunda Kişinin “Kendi İsteğiyle” Vasi Atanmasını İstemesi Mümkün müdür?

TMK m. 408 – İstek üzerine kısıtlanma

“Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.”

Evet, mümkündür. Bu hâlde kısıtlama başkasının talebiyle değil, bizzat ilgilinin kendi iradesiyle gerçekleşir; ispat yükü de kendi işlerini gerektiği gibi yönetemediğini öne süren kişiye aittir. Bu tür bir vesayet davası, özellikle ileri yaşta yalnız yaşayan veya ağır hastalığı nedeniyle malvarlığını yönetmekte zorlanan kişiler için, kötüye kullanılmaya karşı önceden kurulmuş bir koruma mekanizması işlevi görür.

Vasi Atama (Vesayet) Davası Hangi Mahkemeye, Nasıl Açılır?

Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen araştırma ilkesi uygulanır; yani mahkeme, taraflarca sunulan delillerle bağlı kalmaksızın gerçeği kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2015/69, K. 2015/3163, T. 03.03.2015; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/7175, K. 2017/17600, T. 26.12.2017). Bu ilke, bir vesayet davasının seyrini ve mahkemenin delil toplama konusundaki re’sen yetkisini doğrudan şekillendirir.

Kısıtlama Davasında Görevli ve Kesin Yetkili Mahkeme (Kısıtlananın Yerleşim Yeri Sulh Hukuk Mahkemesi) Neresidir?

Görevli vesayet makamı kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesi, denetim makamı ise Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetki bakımından da açık bir kural bulunmaktadır:

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/3244, K. 2023/5395, T. 29.05.2023

“Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.”

Bu nedenle bir vesayet davası açılırken dilekçenin, kısıtlanması istenen kişinin yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne sunulması gerekir; bu yetki kesin yetki niteliğindedir.

Akıl Hastalığı İddiasıyla Açılan Davada Tam Teşekküllü Devlet Hastanesinden (Sağlık Kurulu) Rapor Almak Şart mıdır?

Evet, uygulamada bu konuda tutarlı bir çizgi izlenmektedir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığına dayalı taleplerde salt bir doktor raporu değil, tam teşekküllü bir sağlık kuruluşundan alınacak sağlık kurulu raporu aranır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin bu konudaki yerleşik yaklaşımını, aşağıda “Kısıtlama Kararının Kaldırılması” başlığı altında ayrıntılı biçimde inceliyoruz; zira aynı katı ispat standardı, hem kısıtlamanın ilk kez tesisinde hem de kaldırılması talebinde eşit titizlikle uygulanmaktadır.

Mahkeme Süreci Devam Ederken Kişinin Malvarlığını Satmasını Engellemek İçin Tapuya ve Bankaya Tedbir (Şerh) Konulabilir mi?

Uygulamada evet, mümkündür. Bir vesayet davası derdestken kısıtlanması istenen kişinin malvarlığının üçüncü kişilere devredilmesini önlemek amacıyla, mahkemeden geçici hukuki koruma tedbirleri talep edilebilir. Uygulamada bu yönde izlenebilecek dava stratejisi şu şekildedir: ilgilinin akıl zayıflığı veya bağımlılık sebebiyle korunması talep ediliyorsa, Sulh Hukuk Mahkemesinden ivedilikle geçici hukuki koruma ve gerekiyorsa tedbiren temsilci atanması istenmelidir. Bu kapsamda tapuya satış yasağı şerhi işlenmesi veya banka hesaplarına tedbir konulması, dava sonuçlanana kadar malvarlığının muhafazasını sağlayan pratik araçlardır.

Mahkeme Vasiyi Seçerken Neye Göre Karar Verir? Eşin, Çocukların veya Yakın Akrabaların Öncelik Hakkı Var mıdır?

Kanun metninde eşe, çocuklara veya diğer yakın akrabalara mutlak bir öncelik sırası tanınmamıştır; mahkeme, kısıtlının menfaatini esas alarak görevi en iyi yerine getirebilecek ergini vasi olarak belirler. Ancak sürecin gecikmeksizin tamamlanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/465, K. 2022/1416, T. 02.11.2022

Kurul, vesayetin “kanunda belirtilen şartların oluşması hâlinde ergin olmayan küçükler ile kısıtlıların kişisel, sosyal ve malvarlığı ile ilgili konularda menfaatlerinin korunması ve hukuki işlemlerde temsil edilmeleri için öngörülmüş olan hukuki bir kurum” olduğunu yineledikten sonra, “Vasi ataması TMK’nın 419/1. maddesi gereğince gecikmeksizin yapılmalıdır” tespitinde bulunmuştur.

Vasi olarak atanamayacak kişiler ise kanunda açıkça sayılmıştır:

TMK m. 418 – Vasiliğe engel olan sebepler

“Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar: 1. Kısıtlılar, 2. Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler, 3. Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar, 4. İlgili vesayet daireleri hâkimleri.”

Vasi atamasının münhasıran bu usule uygun ve yargı organının kararıyla yapılması gerektiği, aksi uygulamaların hukuka aykırı sayılacağı da Yargıtay tarafından açıkça vurgulanmıştır:

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2011/4830, K. 2011/4302, T. 06.07.2011

“kısıtlı adına hukuki işlemleri yapmakla usulünce atanan vasinin yükümlü olacağı gözetilmeden, vasinin görevini yapmak üzere cezaevi memurunun görevlendirilmesi yasaya aykırı olduğundan” bozma kararı verilmiştir.

Vasi Atandıktan Sonra Vasinin Yetkileri, Görevleri ve Sınırları Nelerdir?

Vasi, TMK m. 403/I uyarınca vesayet altındaki kişinin kişiliği ve malvarlığıyla ilgili bütün menfaatlerini korumak ve onu hukuki işlemlerde temsil etmekle görevlendirilen genel yetkili kanuni temsilcidir. Ancak bu temsil yetkisi mutlak ve sınırsız değildir; birçok önemli işlem, vesayet makamının ya da denetim makamının iznine bağlanmıştır.

Vasi, Kısıtlı Kişinin Üzerine Kayıtlı Evi (Tapuyu) veya Arabayı Kendi Başına, İzin Almadan Satabilir mi?

Hayır, satamaz. Vasinin genel özen yükümü ile taşınmaz satışına ilişkin özel kural, aynı kararda birlikte ortaya konmuştur:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/747, K. 2023/1080, T. 15.11.2023

Kurul kararında, “vasi, vesayet altındaki kişinin mal varlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır” ve “tayin edildiği küçük veya kısıtlının gerek kişiliği gerekse mal varlığına ilişkin menfaatlerini muhafaza etmek, kısıtlıyı korumak, bütün kişisel işlerinde ona yardım etmek ve hukuki işlemlerinde onu temsil etmekle sorumludur” esasları belirtildikten sonra, taşınmaz satışına özgü olarak “Vesayet altındaki kişinin taşınmazlarının satışı ise vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet altındaki kişinin menfaati gerekli kıldığı hâllerde mümkündür” kuralı vurgulanmıştır.

Bir vasi, kısıtlıya ait taşınmazı veya aracı ancak vesayet makamından alınacak izin doğrultusunda ve kısıtlının menfaati bunu gerektiriyorsa satabilir; aksi hâlde işlem kısıtlıyı bağlamaz.

Araç ve Gayrimenkul Satışı İçin Sulh Hukuk Mahkemesinden (Vesayet Makamından) İzin Nasıl Alınır?

TMK m. 462 uyarınca taşınmaz alımı, satımı, rehni, olağan yönetim dışındaki taşınır satımı, ödünç verme/alma, kambiyo taahhüdü altına girme, dava açma, sulh ve tahkim gibi işlemler vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesi) iznine tabidir. Şirket ortaklığı, işletme devri, mirasın kabulü/reddi gibi daha ağır sonuçlu işlemler ise TMK m. 463 uyarınca ayrıca denetim makamının (Asliye Hukuk Mahkemesi) onayını da gerektirir. Uygulamada izin talebi, satışın ihale usulüyle yapılması ve kısıtlının menfaatinin somut biçimde belgelenmesi şeklinde ilerler.

Bu noktada, standart hazırlığımız kapsamında dikkat çekilmesi gereken bir çelişki bulunmaktadır: Bir görüş, izin şartına uyulmadan yapılan işlemleri tek bir ifadeyle “askıda hükümsüz” olarak nitelendirirken, doktrin bu konuda aslında ikiye bölünmüş durumdadır. Bir görüşe göre izin/onay şartı tamamlanmadan yapılan işlemler mutlak butlanla sakattır ve kısıtlıyı hiçbir surette bağlamaz; ikinci ve baskın görüşe göre ise işlem “askıda hükümsüz”dür ve vesayet veya denetim makamının sonradan icazet/onay vermesi hâlinde işlem baştan itibaren geçerlilik kazanabilir. Bir vesayet davası sürecinde izinsiz yapılmış bir işlemin akıbeti tartışılıyorsa, bu iki yaklaşım arasındaki farkın gözetilmesi gerekir.

Vasinin Düzenli Olarak Mahkemeye Sunmak Zorunda Olduğu “Defter Tutma” ve “Yıllık Hesap Özeti” Yükümlülükleri Nelerdir?

Vasilik kararının kesinleşmesi üzerine vasi, vakit geçirmeksizin kısıtlının malvarlığının defterini tutmakla yükümlüdür (TMK m. 438). Vasi, dönemsel rapor ve hesaplarını asgari yılda bir defa vesayet makamına sunmak zorundadır (TMK m. 454). Ancak bu yükümlülük mutlak değildir; somut olayın niteliğine göre vesayet makamı, vasiyi bu yükümlülükten muaf tutabilir:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/2830, K. 2021/4520, T. 31.05.2021

Kararda, “vesayet makamınca aynı celse davalının hesap vermekten ve defter tutmaktan muaf tutulmasına karar verildiği anlaşıldığına göre” ifadesiyle, vesayet makamının bu konudaki takdir yetkisi teyit edilmiştir.

Defter tutmama veya eksik tutma, ileride ortaya çıkacak bir malvarlığı eksilmesinde vasi aleyhine güçlü bir kusur karinesi oluşturabileceğinden, bu yükümlülüğün ihmal edilmemesi önemle tavsiye edilir.

Yasak İşlemler: Vasinin Kısıtlı Adına Kefil Olması, Bağış Yapması veya Vakıf Kurması Neden Kesinlikle Geçersizdir?

TMK m. 449 uyarınca vasi, kısıtlı adına kefil olamaz, vakıf kuramaz ve önemli bağışlarda bulunamaz. Bu yasaklar emredici niteliktedir; yani izin ve onay mekanizmasından farklı olarak, mahkeme izniyle dahi geçerlilik kazandırılamaz. Bu tür işlemler baştan itibaren batıldır.

Vasinin temsil yetkisinin bir diğer doğal sınırı da kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardır. Bu konuda da doktrinde tam bir görüş birliği bulunmamaktadır: bir yaklaşıma göre tedaviye rıza veya kişilik hakkı ihlallerinde manevi tazminat gibi sıkı sıkıya bağlı haklar hiçbir surette vasi tarafından kullanılamaz; diğer yaklaşıma göre ise mutlak şahsa bağlı haklar hariç tutulmak kaydıyla, kısıtlının vücut bütünlüğünün ve menfaatinin korunması amacıyla zorunlu tıbbi müdahalelere onay verilmesi ve manevi tazminat davalarının açılması vasi eliyle de yürütülebilir. Bir vesayet davası sonrası bu tür bir temsil yetkisi sorusu gündeme gelirse, somut olayın niteliğine göre değerlendirme yapılması gerekir.

Kısıtlama (Vesayet) Kararının Kaldırılması ve Vasiliğin İptali Nasıl Gerçekleşir?

Kısıtlamayı gerektiren sebep ortadan kalktığında, vesayet vesayet makamının kararıyla kaldırılır; hem kısıtlının kendisi hem de her ilgili bu kaldırma talebini ileri sürebilir (TMK m. 472). Bu aşama da, ilk kısıtlama kararı kadar titiz bir inceleme gerektirir.

Akıl Hastalığı veya Madde Bağımlılığı İyileşen Kişinin Kısıtlama Kararını Kaldırması İçin Yeni Sağlık Raporu Gerekli midir?

Evet, gereklidir ve Yargıtay bu konuda oldukça katı bir denetim standardı benimsemiştir. Sağlık sebebine dayalı kaldırma taleplerinde yetersiz veya eski raporlarla yetinilemez:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/5963, K. 2017/13665, T. 25.10.2017

“Mahkemece kısıtlanma kararına esas olan … Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin 14.06.2013 tarihli sağlık kurulu raporu ve kısıtlılığın kaldırılmasına ilişkin … Devlet Hastanesi’nin 25.10.2013 tarihli sağlık kurulu raporu ile birlikte kısıtlı adayının tam teşekküllü bir hastaneye gönderilerek kısıtlanma nedenlerinin devam edip etmediği alınacak sağlık kurulu raporu ile tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Bu karar, hem kısıtlamanın tesisinde hem de kaldırılmasında aynı düzeyde titiz bir tıbbi inceleme aranacağını açıkça göstermektedir: eski bir rapora dayanmak veya tam teşekküllü olmayan bir kuruluşun değerlendirmesiyle yetinmek, bozma sebebidir.

Cezaevinden Tahliye Olan (Denetimli Serbestliğe Ayrılan) Hükümlünün Vasiliği Karar Alınmadan Otomatik Olarak Biter mi?

TMK m. 471 (Değişik: 7499 sayılı Kanun, m. 8 – Kabul: 02.03.2024, Yürürlük: 12.03.2024) – Hükümlülerde vesayetin sona ermesi

“Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis hâlinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Hapis hâlinin devamı süresince aşağıdaki şartların varlığı hâlinde vesayet sona erdirilebilir: 1. Toplam beş yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması, 2. Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya malvarlığının korunması sebebinin ortadan kalkması.”

Yargıtay bu ilkeyi birden fazla kararında tutarlı biçimde tekrarlamıştır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/6492, K. 2023/3501, T. 20.06.2023; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/13092, K. 2022/427, T. 13.01.2022; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2019/6609, K. 2021/8025, T. 10.06.2021). Yani evet, hapis hâlinin hukuka uygun biçimde sona ermesiyle (tahliye, denetimli serbestlik sürecine geçiş dahil) hükümlü üzerindeki vesayet kendiliğinden ortadan kalkar; ayrı bir kaldırma kararına ihtiyaç yoktur. Uygulamada bu durumun nüfus kaydına yansıtılması amacıyla vesayet makamına bildirimde bulunulması önerilir.

Kendi İsteğiyle Vasi Atatan Yaşlı Bir Kişi, Fikrini Değiştirip Vasiliğin Kaldırılmasını (İptalini) İsteyebilir mi?

Evet, isteyebilir. TMK m. 472 uyarınca, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla kaldırılır; bu talebi hem kısıtlının kendisi hem de her ilgili ileri sürebilir. İstek üzerine kısıtlanmada da aynı ilke geçerlidir: kişinin işlerini artık kendisinin yönetebildiğini göstermesi hâlinde, açtığı vesayet davası sonucunda oluşan kısıtlama kaldırılabilir.

Vesayet Kararı Kaldırıldıktan Sonra Eski Vasinin Mahkemeye Son Hesabı Vermesi ve Malvarlığını Teslim Etmesi Süreci Nasıl İşler?

Vesayet kaldırıldığında eski vasi, görevi süresince tuttuğu defter ve hesapları vesayet makamına sunmak, kısıtlının malvarlığını usulüne uygun biçimde teslim etmekle yükümlüdür. Görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla kısıtlıya verdiği zararlardan vasi doğrudan sorumludur (TMK m. 467). Vesayet organlarının hukuka aykırı zararlarından ve vasiden tahsil edilemeyen zararlardan ise doğrudan Devlet sorumludur; ödenen tazminat daha sonra kusurlu kişilere rücu edilir (TMK m. 468). Bu kapsamdaki tazminat ve rücu davaları, vesayet dairelerinin bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür (TMK m. 469).

Atanan Vasi Görevini Kötüye Kullanırsa Görevden Alma (Azil) Davası Nasıl Açılır?

Vasinin görevini kötüye kullanması hâlinde başvurulacak yol, azil (görevden alma) davasıdır. Kanun bu konuda iki ayrı azil sebebi öngörmüştür:

TMK m. 483 – Vasinin görevden alınması

“Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır. Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.”

İkinci fıkrada düzenlenen “kusursuz azil” imkânı, yakın tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararında da teyit edilmiştir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/780, K. 2025/377, T. 18.06.2025

“Anılan Kanun’un 483/2. maddesine göre vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.”

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/8077, K. 2022/12027, T. 15.09.2022

“Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.”

Azil talebini kimlerin ileri sürebileceği de kanunda açıkça düzenlenmiştir:

TMK m. 484 – İstek üzerine veya re’sen

“Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re’sen görevden almakla yükümlüdür.”

Vesayet makamının azil talebini reddetmesi veya kabul etmesi hâlinde izlenecek itiraz yolu da süreye bağlanmıştır:

TMK m. 488 – İtiraz

“İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar.”

Bu on günlük kesin süre, uygulamada Yargıtay kararlarıyla defalarca teyit edilmiştir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2012/3797, K. 2012/6208, T. 24.05.2012; Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2012/3352, K. 2012/5794, T. 17.05.2012; Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2013/13598, K. 2013/12972, T. 07.10.2013). Ayrıca vesayet makamının azil kararlarına karşı doğrudan temyiz yoluna gidilemeyeceği de vurgulanmıştır:

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2013/7554, K. 2013/11039, T. 09.09.2013

“Vesayet makamının vasinin görevden alınması kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağından” ilgili itirazın reddine karar verilmiştir.

Vasinin Kısıtlının Parasını Kendi Menfaatine Kullanması (Zimmetine Geçirmesi) Durumunda Nereye Şikayet Edilir?

Bu tür bir iddiada iki ayrı yol eş zamanlı olarak izlenmelidir: hukuki cephede vesayet makamına başvurularak vasinin azli ve tedbiren yönetim kayyımı atanması talep edilir; cezai cephede ise Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunulur. Ancak burada doktrinde henüz çözülmemiş önemli bir tartışma bulunmaktadır: vasinin, kısıtlının parasını kendi menfaatine kullanması TCK m. 6/1-c ve m. 247 anlamında “zimmet” suçunu mu oluşturur, yoksa “güveni kötüye kullanma” suçunu mu?

Bir görüşe göre vasi, vesayet organı ve kanuni temsilci sıfatıyla kamu görevlisi sayılmalı ve doğrudan zimmet suçundan sorumlu tutulmalıdır; diğer görüşe göre ise vasi her somut olayda otomatik olarak kamu görevlisi statüsünde sayılamaz, zilyetlik ve koruma-gözetim yetkisinin kamusal niteliği ayrıca irdelenmeli ve duruma göre zimmet ile güveni kötüye kullanma arasında ayrım yapılmalıdır. Bu ayrım, yargılamanın hangi mahkemede (Ağır Ceza Mahkemesi mi, Asliye Ceza Mahkemesi mi) görüleceğini ve öngörülecek ceza yaptırımını doğrudan etkilediğinden, doktrinde ve Yargıtay dairelerinde nitelendirme tartışmaları hâlen sürmektedir; bu konuda yerleşik bir içtihat birliğinden bahsetmek şu aşamada mümkün değildir.

Vasi ile Kısıtlının Menfaatleri Çatışırsa (Örneğin Ortak Bir Malın Satışı) Mahkeme “Kayyım” Atar mı?

Evet. Vasi ile kısıtlı arasında menfaat çatışması doğduğunda, vasi artık kısıtlıyı o işlemde temsil edemez; bu durumda vesayet makamı bir temsil kayyımı atar (TMK m. 426). Temsil kayyımı atanacak hâller, Yargıtay içtihadında üç bent hâlinde somutlaştırılmıştır:

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/959, K. 2022/995, T. 31.03.2022

“Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atar: 1.Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, 2.Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 3.Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.”

Menfaat çatışmasının somut biçimde nasıl tespit edileceği ve buna bağlı usul eksikliklerinin dava sürecinde nasıl giderilebileceği ise başka bir kararda ele alınmıştır:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/211, K. 2022/5260, T. 29.06.2022

Kararda, “kısıtlı adına işlem yapan vekil (eski vasi) … ile vasi …’nin birlikte hareket ettikleri, bu suretle vasi ile kısıtlı arasında menfaat çatışması bulunduğu” tespit edildikten sonra, temsil kayyımı atanması gibi usul eksikliklerinin tamamlanabilir bir dava şartı olduğu ve “yargılama sırasında dava şartı noksanlığının ortadan kalkması halinde HMK’nun 30. maddesindeki usul ekonomisine ilişkin düzenleme karşısında davanın reddedilemeyeceği kuşkusuzdur” ilkesi vurgulanmıştır.

Vasi Görevden Alındığında, Kısıtlının Uğradığı Maddi Zararlar Eski Vasiden Nasıl Tazmin Edilir?

Vasinin görevden alınmasından sonra, kısıtlının uğradığı zararların tazmini için TMK m. 467 uyarınca tazminat davası açılabilir. Ancak vasinin sorumluluğu her zarardan değil, yalnızca kendi kusurlu eylem ve işlemlerinden doğan zararlardan söz konusudur:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/7890, K. 2023/6502, T. 25.12.2023

“davalı vasinin, vasi tayin edilmeden önce doğan borçlardan sorumlu tutulamayacağı, vasi tayin edildikten sonra yaptığı tüm işlemlerin vesayet ve denetim makamının kontrolünde yapıldığı, davacının uğradığını beyan ettiği zararlarının vasinin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmadığı anlaşıldığından davanın reddi yönündeki kararın yerinde olduğu” belirtilmiştir.

Tazminat davasını kimin açabileceği de netleştirilmiştir; ilgililerin veya eşin doğrudan dava açma hakkı bulunmamaktadır:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/10053, K. 2024/1220, T. 26.02.2024

“açılan davalarda tazminat isteme hakkı kısıtlı adına vasi veya yasal danışmana ait olduğu” ifade edilmiştir.

Devletin ikincil sorumluluğu (TMK m. 468) ile yetkili mahkeme (TMK m. 469) konusunda ise doktrinde ağırlıklı kabul gören bir görüş öne çıkmaktadır: vesayet makamının bir işleme onay vermiş veya hesapları onaylamış olması, tek başına vasinin kişisel kusuruna dayalı tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksini savunan azınlık görüşe göre vesayet makamının onayı, vasinin hukuka aykırılığını ve kusurunu örtbas eder ve bu hâlde vasiye karşı tazminat davası açılamaz; ancak uygulamada baskın olan yaklaşım, mahkemece onaylanmış hesap ve işlemlerin dahi zarara yol açması hâlinde vasiye karşı sorumluluk davası açılabileceği yönündedir.

Sık Sorulan Sorular

Bir vesayet davası genellikle ne kadar sürer?

Süre; kısıtlama sebebine, sağlık kurulu raporunun temin edilme hızına ve mahkemenin resen araştırma kapsamında yapacağı incelemenin genişliğine göre değişir. Basit, tartışmasız hâllerde birkaç ay içinde sonuçlanabilen bir vesayet davası, ilgilinin itirazı veya çelişkili raporlar bulunması hâlinde daha uzun sürebilir.

Bir vesayet davasını kimler açabilir?

Kısıtlanması istenen kişinin yakınları, ilgili idari makamlar, noterler ve mahkemeler durumu öğrendiklerinde vesayet makamına bildirimde bulunabilir; kişi kendi isteğiyle kısıtlanmak istiyorsa TMK m. 408 kapsamında bizzat kendisi de başvurabilir. Vesayet hükümleri kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme, bildirim üzerine resen harekete geçebilir.

Vasi, üstlendiği görev karşılığında ücret alır mı?

Vasilik kural olarak fahri (karşılıksız) bir görevdir; ancak vesayet makamı, işin kapsamı ve niteliğine göre kısıtlının malvarlığından uygun bir ücret takdir edebilir. Bu konudaki takdir, somut olayın özelliklerine göre vesayet makamınca belirlenir.

Kısıtlanan kişi evlenebilir mi veya vasiyetname düzenleyebilir mi?

Fiil ehliyeti tamamen kalkan bir kısıtlı, kural olarak evlenme, vasiyetname düzenleme gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kendi başına kullanamaz. Ancak bu alan doktrinde tartışmalı olup, kısıtlının menfaatinin korunması amacıyla bazı istisnai müdahalelerin (örneğin zorunlu tıbbi işlemlere onay) vasi eliyle yürütülebileceği de savunulmaktadır.

Vasi ile kayyım arasındaki temel fark nedir?

Vasi, kısıtlının kişiliği ve malvarlığıyla ilgili tüm işlerini kapsayan genel yetkili bir kanuni temsilcidir. Kayyım ise yalnızca belirli, somut bir işi görmek (temsil kayyımlığı) veya belirli bir malvarlığını yönetmek (yönetim kayyımlığı) üzere atanan, yetkisi vasiye göre çok daha sınırlı bir temsilcidir.

Bu yazıda yer verdiğimiz kararların güncel metinlerine ve benzer içtihatlara Yargıtay’ın resmî karar arama sistemi üzerinden de ulaşabilirsiniz. Vesayet hukukuna ilişkin süreçler, hem şekil şartları hem de sürelerin sıkı takibini gerektiren teknik davalardır. Bir vesayet davası açmayı, bir vasinin yetkilerini sorgulamayı veya azil sürecini başlatmayı düşünüyorsanız, dosyanızın özelliklerine göre hazırlanmış hukuki destek almanız sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önem taşır.

Vesayet davası, vasi tayini, kısıtlama kararının kaldırılması veya azil süreciyle ilgili hukuki desteğe mi ihtiyacınız var? Av. Turgut Ekrem Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Güncel mevzuat ve içtihat sürekli değişebileceğinden, dosyanıza özgü değerlendirme için bir avukata danışmanız önerilir.

Paylaş: 𝕏
Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu konuda hukuki destek mi gerekiyor?

Davanızın özelliklerini değerlendirmek için randevu talebinizi gönderin.

Randevu Al