Güveni kötüye kullanma suçu, bir kişiye belirli bir amaçla (muhafaza, teslim, belirli bir işte kullanma vb.) teslim edilen bir malın, o amacın dışında kullanılması veya teslim olgusunun tamamen inkâr edilmesiyle oluşan bir malvarlığı suçudur. Suçun nitelikli hâli olan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK 155/2), avukatlardan muhasebecilere, kasiyerlerden şirket çalışanlarına kadar geniş bir meslek grubunu ilgilendirmektedir. Bu suç hırsızlık ve dolandırıcılıktan farklı olarak, malın zilyetliğinin faile tamamen hukuka uygun ve hilesiz biçimde devredilmiş olmasıyla ayrılır; suç, teslimden sonra ortaya çıkan kötüye kullanma iradesiyle oluşur. Bu makalede suçun unsurları, benzer suçlarla ayrımı, meslek gruplarına özgü uygulamalar, alacak tahsili savunmasının geçerliliği ve etkin pişmanlık yoluyla ceza indirimi güncel Yargıtay kararlarıyla ele alınmaktadır.
TCK m. 155/2: Suçun meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlidir.
Ceza: 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 3.000 güne kadar adli para cezası. (24/12/2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile motorlu taşıtlara ilişkin artırım fıkrası eklenmiştir.)
CMK m. 253/1-b-7 (Uzlaştırma): Bu suç, şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma kapsamındadır. Soruşturma aşamasında dosyanın öncelikle Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesi zorunludur.
TCK m. 168 (Etkin Pişmanlık): Zararın soruşturma aşamasında giderilmesi hâlinde 2/3’e kadar, kovuşturma aşamasında giderilmesi hâlinde 1/2 oranında indirim yapılır. Kısmi iade durumunda mağdurun açık rızası aranır.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir ve Unsurları Nelerdir?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, malın zilyetliğinin faile hukuka uygun, hilesiz ve rızaya dayalı bir şekilde, belirli bir hizmetin ifası amacıyla devredilmesi; ancak failin bu zilyetlik amacına aykırı tasarrufta bulunması veya devir olgusunu inkâr etmesiyle oluşmaktadır. Suçun temel belirleyicisi “teslim amacı” ve bu amacın ihlal edilmesidir. Suç, iki seçimlik hareketle işlenebilir: malın satılması veya harcanması gibi zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması, ya da malın hiç teslim alınmadığının iddia edilmesi şeklindeki inkâr.
Bu Suç Hırsızlık Suçundan Nasıl Ayrılır?
Hırsızlıkta malın zilyetliği faile hiç devredilmemiştir; fail malı rıza dışında, gizlice alır. Güveni kötüye kullanmada ise zilyetlik, mağdurun rızasıyla ve hukuka uygun biçimde faile devredilmiştir; suç, bu meşru devrin sonradan ihlal edilmesiyle oluşur. Bu ayrım, uygulamada sıkça karıştırılan bir noktadır.
| Kriter | Hırsızlık | Güveni Kötüye Kullanma |
|---|---|---|
| Zilyetlik Durumu | Failde değildir; mal rıza dışı alınır | Faile tamamen hukuka uygun devredilmiştir |
| Devir Biçimi | Rıza dışı alma | Rızaya dayalı, hilesiz devir (muhafaza/belirli kullanım için) |
Zilyetliğin devrinin bulunmadığı durumlar bağlamında, sanığın iş yerinde sigortalı çalışanı olmadığı ve depodaki anahtarı gizlice alarak malları çalması eyleminin “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” değil “hırsızlık” olarak nitelendirildiği belirtilmiştir.
Zilyetliğin meşru devri bağlamında, kasiyerin tahsil ettiği parayı kasaya koymaması eyleminin hırsızlık değil, TCK 155/2 kapsamındaki suçu oluşturduğu belirtilmiştir.
İş yeri kaynaklarının kötüye kullanılması bağlamında, iş yeri malzemesiyle özel iş yapıp parayı gizleme eyleminin hırsızlık değil TCK 155/2 kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir.
Bu Suç Dolandırıcılık Suçundan Nasıl Ayrılır?
Temel fark, “hile”nin zamanlamasındadır. Dolandırıcılıkta zilyetlik, failin hilesi sonucu (mağdurun iradesi sakatlanarak) devredilir; yani mal daha teslim edilirken hile mevcuttur. Güveni kötüye kullanmada ise devir anında hiçbir hile yoktur; devir tamamen hukuka uygundur ve suç işleme iradesi teslimden sonra ortaya çıkar.
Hile unsurunun varlığı bağlamında, bir avukatın, ahz-u kabz yetkisi olmadığı hâlde sahte vekaletname ile icradan para tahsil etmesinin, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma değil “nitelikli dolandırıcılık” (TCK 158/1-i) suçunu oluşturduğu hükme bağlanmıştır.
“Hizmet İlişkisi” Kavramı Ne Anlama Gelir? Sigortalı Çalışan Olmak Şart mıdır?
Hayır, hizmet ilişkisinin varlığı için failin mutlaka sigortalı bir çalışan olması gerekmemektedir; fiili bir hizmet ilişkisinin (iş görme ilişkisinin) mevcudiyeti yeterli sayılmaktadır. Ancak taraflar arasında hiçbir hizmet ilişkisi bulunmuyorsa, eylem TCK 155/2’nin nitelikli hâli kapsamında değil, TCK 155/1’deki basit güveni kötüye kullanma kapsamında kalmaktadır.
Hizmet ilişkisinin kapsamı bağlamında, hizmet ilişkisinin varlığı için failin mutlaka sigortalı olması gerekmediği; ancak taraflar arasında hiçbir hizmet ilişkisi yoksa eylemin TCK 155/1 (basit güveni kötüye kullanma) kapsamında kalacağı belirtilmiştir.
Hangi Meslek Gruplarında Bu Suç Daha Sık Görülür?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, doğası gereği başkasının parasını veya malını yönetme yetkisine sahip meslek gruplarında sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu bölümde en sık karşılaşılan üç meslek grubu ele alınmaktadır.
Avukatların Müvekkil Adına Tahsil Ettiği Parayı Ödememesi Hangi Suçu Oluşturur?
Avukatların müvekkil adına tahsilat yapıp bu parayı ödememesi eylemi, kamu gücü kullanılmadığı sürece “zimmet” değil, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, avukat ile müvekkil arasındaki ilişkinin vekalet akdine dayalı bir özel hukuk ilişkisi olmasından kaynaklanmaktadır; zimmet suçu ise kamu görevlisi sıfatını gerektirmektedir.
Avukatların hukuki sorumluluğu bağlamında, avukatların müvekkil adına tahsilat yapıp ödememesinin, kamu gücü kullanılmadığı sürece “zimmet” değil “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” sayıldığı hükme bağlanmıştır (aynı yönde: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2022/2206, K. 2023/7298, T. 12.06.2023).
Serbest Muhasebecilerin Vergi/Prim Adı Altında Aldığı Parayı Yatırmaması Hangi Suçu Oluşturur?
Serbest muhasebecilerin meslek kuralları gereği mükellef adına doğrudan vergi veya prim yatırma görevi bulunmadığından, bu amaçla alınan paranın mal edinilmesi TCK 155/2’yi değil, TCK 155/1’i (basit güveni kötüye kullanma) oluşturmaktadır. Bu ayrım, muhasebecinin hizmet ilişkisinin niteliğine dayanmaktadır: vergi/prim yatırma işlemi doğrudan muhasebecinin mesleki görevi kapsamında değil, kendisine ayrıca verilen bir talimat niteliğindedir.
Muhasebecinin hizmet ilişkisinin sınırı bağlamında, serbest muhasebecilerin mükellef adına vergi/prim yatırma görevi bulunmadığından, bu amaçla alınan paranın mal edinilmesinin TCK 155/2’yi değil TCK 155/1’i oluşturduğu belirtilmiştir.
Kasiyer, Kuyumcu Çalışanı veya Finans Görevlilerinin Parayı Uhdesine Geçirmesi Nasıl Değerlendirilir?
Bu tür olaylarda mahkemeler, tahsil edilen paranın veya emanet malın hangi amaçla teslim edildiğini ve failin bu amacın dışına ne şekilde çıktığını somut olarak incelemektedir. Kuyumcuda emanet bırakılan altının çalınması, şirket finans görevlisinin sahte giderler göstererek para aktarması veya plasiyerlerin ödeme yapıldığı iddiasıyla parayı uhdesinde tutması gibi olaylar, hep TCK 155/2 kapsamında değerlendirilmektedir; ancak her olayda somut delillerin (ticari defterler, iş davası dosyaları, banka kayıtları) ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Kuyumculuk sektöründeki emanet ilişkisi bağlamında, kuyumcunun emanet altını alıp kaçmasının TCK 155/2 kapsamında değerlendirildiği ve kısmi ödeme yapılması hâlinde mağdurun rızasının aranacağı (TCK 168/2) belirtilmiştir.
Zincirleme suç uygulaması bağlamında, bilet iptalleriyle para uhdesine geçirme eyleminin zincirleme TCK 155/2 oluşturduğu ve kısmi ödeme yapılmışsa mağdura rızasının açıkça sorulması gerektiği belirtilmiştir.
İspat yükümlülüğü bağlamında, plasiyerlere ödeme yapıldığı iddiasının değerlendirilmesi için ticari defter ve iş davası dosyasının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kurumsal dolandırıcılık benzeri olaylarda, finans şefinin sahte giderler göstererek para aktarmasının TCK 155/2 kapsamında olduğu; tam giderim yoksa ve mağdurun rızası yoksa TCK 168’in (etkin pişmanlık) uygulanmayacağı belirtilmiştir.
“Param Değil, Alacağımı Tahsil Ediyordum” Savunması İşe Yarar mı?
Failin malı bir hakka (örneğin hapis hakkı veya bir alacağın karşılığı) dayanarak elinde tutması durumunda, suçun manevi unsuru (kötüye kullanma kastı) oluşmayabilir. Ancak bu savunmanın kabul görmesi, sıkı şartlara bağlıdır.
İşçi-İşveren Arasındaki Ücret Alacağı Uyuşmazlığı Savunma Olarak Kullanılabilir mi?
Evet, ancak otomatik olarak değil; mahkemenin bu iddiayı araştırma yükümlülüğü vardır. Yargıtay, sanık ile katılan arasında işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan bir ücret alacağı anlaşmazlığı olup olmadığının araştırılmasını, eylemin TCK 144/1-b (alacak tahsili amacıyla hırsızlık) kapsamında mı yoksa hukuki bir uyuşmazlık niteliğinde mi kaldığının tartışılmasını zorunlu kılmaktadır. Yani mahkeme, sadece “para alındı” tespitiyle yetinmemeli, arka plandaki iş ilişkisini de incelemelidir.
Alacak iddiasının araştırılması bağlamında, sanık ile katılan arasında işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan bir ücret alacağı anlaşmazlığı olup olmadığının araştırılması ve eylemin alacak tahsili amaçlı mı yoksa hukuki uyuşmazlık mahiyetinde mi kaldığının tartışılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Alacak İddiasının Kabul Görmesi İçin Hangi Şartlar Aranır?
Alacak iddiasının savunma olarak kabul görebilmesi için, bu iddianın somut belgelerle (sözleşme, yazışma, tanık beyanı vb.) desteklenmesi gerekmektedir. Alacak iddiasının belge ile kanıtlanamaması veya ödemenin şikayetten çok sonra, adeta sonradan uydurulmuş bir gerekçe gibi yapılması durumunda, mahkemeler bu savunmaya itibar etmemektedir.
Alacak iddiasının ispat şartı bağlamında, alacak iddiasının belge ile kanıtlanamaması veya ödemenin şikayetten çok sonra yapılması durumunda bu savunmaya itibar edilmeyeceği belirtilmiştir.
Ceza Miktarı, Uzlaştırma ve Etkin Pişmanlık Nasıl Uygulanır?
Bu bölümde suçun cezai yaptırımı, zorunlu uzlaştırma süreci ve zararın giderilmesi hâlinde uygulanan ceza indirimleri açıklanmaktadır.
TCK 155/2 Kapsamında Öngörülen Hapis Cezası Kaç Yıldır?
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun cezası 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 3.000 güne kadar adli para cezasıdır. 24/12/2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile motorlu taşıtlara ilişkin özel bir artırım fıkrası da eklenmiştir.
Bu Suç Şikayete Bağlı mıdır? Uzlaştırma Zorunlu mudur?
Bu suç, şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın CMK m. 253/1-b-7 uyarınca uzlaştırma kapsamındadır. Soruşturma aşamasında dosyanın öncelikle Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesi bir dava şartıdır; bu adım atlanmadan doğrudan iddianame düzenlenmesi usul hatası oluşturur.
Zararın Giderilmesi (Etkin Pişmanlık) Cezayı Ne Kadar İndirir?
Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için failin “bizzat pişmanlık” göstererek zararı gidermesi gerekmektedir. Kovuşturma aşamasında (hüküm verilmeden önce) zararın tamamen giderilmesi hâlinde cezada 1/2 oranında indirim yapılması zorunludur. Soruşturma aşamasındaki tam giderimde ise indirim oranı 2/3’e kadar çıkabilmektedir.
Etkin pişmanlığın kovuşturma aşamasındaki etkisi bağlamında, kovuşturma aşamasında zararın tamamen giderilmesi hâlinde cezada 1/2 oranında indirim yapılmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır (aynı yönde: Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2016/2000, K. 2017/113, T. 10.01.2017).
Etkin pişmanlığın soruşturma aşamasındaki etkisi bağlamında, soruşturma aşamasındaki tam giderimde indirim oranının 2/3’e kadar çıkabileceği belirtilmiştir.
Zararın Yakalandıktan Sonra veya Zorla Giderilmesi Etkin Pişmanlık Sayılır mı?
Hayır. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için “gönüllülük” şarttır. Zararın cebri icra yoluyla veya failden habersiz üçüncü kişilerce giderilmesi, ya da failin yakalanacağını anlayınca malı geri atması gibi durumlarda, bu bir “pişmanlık” değil bir “sıkışma” olarak değerlendirilmekte ve etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamaktadır.
Etkin pişmanlığın gönüllülük unsuru bağlamında, zararın cebri icra yoluyla veya failden habersiz üçüncü kişilerce giderilmesi ya da failin yakalanacağını anlayınca malı atması durumunda etkin pişmanlığın uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
Zararın Bir Kısmının Ödenmesi (Kısmi İade) Durumunda İndirim Uygulanır mı?
Zararın bir kısmının giderilmesi hâlinde, mağdurun buna açık rızası yoksa indirim yapılamamaktadır. Mahkemenin, kısmi ödeme durumunda mağdura rızasının olup olmadığını duruşmada açıkça sorması gerekmektedir; bu soru sorulmadan verilen kararlar usul eksikliği taşımaktadır.
Zararın bir kısmının giderilmesi hâlinde, mağdurun rızası yoksa indirim yapılamaz (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2022/9668, K. 2023/4387, T. 24.05.2023). Mahkeme, kısmi ödeme durumunda mağdura rızasının olup olmadığını açıkça sormalıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/15160, K. 2024/365, T. 15.01.2024).
Emsal Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları
Sıkça Sorulan Sorular
Bu konuda hukuki destek almak isterseniz İstanbul Ceza Avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Güveni Kötüye Kullanma Suçlamasıyla mı Karşı Karşıyasınız?
Bu suçun hırsızlık veya dolandırıcılıktan doğru ayrılması, hizmet ilişkisinin niteliğinin tespiti, alacak iddiasının somut delillerle desteklenmesi ve güveni kötüye kullanma sürecindeki etkin pişmanlık zamanlamasının doğru yönetilmesi, dosyanızın sonucunu doğrudan etkiler. Uzlaştırma sürecinin de doğru yönetilmesi hem mağdur hem şüpheli açısından kritik önem taşır.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp ile Yazın
Bir yanıt yazın