Telefonla ifadeye çağrılma, günümüzde polis ve savcılık makamlarının uygulamada en sık başvurduğu ancak vatandaşın en çok tereddüt yaşadığı bildirim yöntemlerinden biridir. Bir sabah cep telefonunuzun çalması ve arayan kişinin kendisini polis memuru olarak tanıtıp “ifadeniz için karakola gelmeniz gerekiyor” demesi, çoğu kişide anlık bir panik yaratmaktadır. Bu makalede telefonla ifadeye çağrılmanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu karşısındaki hukuki geçerliliği, karakola gitmeme hâlinde karşılaşılabilecek zorla getirme ve gözaltı riskleri, “sadece bilgine başvuracağız” denilerek çağrılan kişilerin bir anda şüpheli sıfatına geçme tehlikesi ve ifadeye neden mutlaka bir avukatla gidilmesi gerektiği güncel Yargıtay içtihatları ışığında ele alınmaktadır.
Bu süreçle bağlantılı diğer rehberlerimiz: bir soruşturmanın nasıl başladığını anlamak için Savcılığa Şikayet (Suç Duyurusu) Nasıl Yapılır? ve karakola gittikten sonraki ifade süreci için Karakoldan veya Savcılıktan İfadeye Çağrıldım Ne Yapmalıyım? yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
CMK m. 145 — Yazılı Davetiye Esası: İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi, kural olarak yazılı bir davetiye (çağrı kâğıdı) ile çağrılır; bu davetiyede çağrılma nedeni açıkça belirtilir ve gelinmemesi hâlinde zorla getirileceği ihtar edilir.
CMK m. 146 — Zorla Getirme: Usulüne uygun olarak çağrıldığı hâlde mazeretini bildirmeksizin gelmeyen veya çağrının yapılamadığı kişiler hakkında zorla getirme kararı verilebilir; bu kararın uygulanabilmesi için kişinin adresinde etkili bir araştırma yapılmış olması gerekir.
PVSK m. 15 — Kolluğun Davet Yetkisi: Kolluk, soruşturma sırasında ifadesine ihtiyaç duyduğu kişileri telefonla veya sözlü olarak davet edebilir; ancak bu yetki, CMK’daki zorla getirme kararını bizzat verme yetkisiyle karıştırılmamalıdır, zira bu karar yalnızca savcı veya hâkime aittir.
CMK m. 2/1-g,h — İfade Alma ve Sorgu Ayrımı: İfade alma, şüphelinin kolluk veya savcı tarafından; sorgu ise şüpheli veya sanığın hâkim ya da mahkeme tarafından dinlenmesidir. Şüphenin belirli bir kişi üzerinde somutlaşmasından itibaren o kişiye yöneltilen sorular, sıfatı ne olursa olsun ifade alma usulüne tabidir.
CMK m. 148/4 — Müdafisiz İfadenin Değeri: Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, şüpheli tarafından hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz; ancak bu ifade yine de soruşturmanın yönünü belirleyebilir.
Karakoldan Aradılar: Telefonla İfadeye Çağrılmak Yasal mıdır?
Telefonun çalıp karşı taraftan “buyurun, karakoldan arıyorum, ifadenize ihtiyacımız var” cümlesini duymak, hakkında hiçbir soruşturma olmadığını düşünen bir kişi için gerçek bir şok yaratabilir. Bu noktada akla gelen ilk soru, bu çağrının usulüne uygun olup olmadığıdır. Kısa cevap: Telefonla ifadeye çağrılma, PVSK m. 15 çerçevesinde kolluğun başvurabileceği bir yöntemdir ve tek başına hukuka aykırı sayılmaz; ancak bu sözlü çağrı, CMK m. 145’in öngördüğü yazılı davetiye usulünün yerine tam olarak geçmez ve buradaki güvenceleri (isnadın açıkça bildirilmesi, savunmaya hazırlanma süresi gibi) ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla telefonla ifadeye çağrılma başlı başına geçersiz değildir, ancak bu çağrıya icabet etmemenin doğurduğu sonuçlar, yazılı ve usulüne uygun bir davetiyeye icabet etmemekten farklı değerlendirilebilir.
Polisin Yazılı Tebligat (Davetiye) Göndermeden Doğrudan Cepten Araması Normal midir?
Uygulamada evet, oldukça yaygın bir yöntemdir ve kanunda açıkça yasaklanmış değildir. CMK m. 145 asıl olarak yazılı davetiyeyi düzenlese de, kolluk ve savcılık makamları özellikle hız kazandırmak amacıyla telefonla davet yöntemine sıklıkla başvurmaktadır.
Bu kararda Yargıtay, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişinin davetiye ile çağrılacağını, çağrılma nedeninin açıkça belirtileceğini ve gelmemesi hâlinde zorla getirileceğinin yazılacağını teyit etmiştir. Karar, CMK m. 145’in temel usulünü ortaya koyması bakımından önemlidir; ancak bu karar telefonla yapılan davetin tamamen geçersiz olduğu anlamına gelmez, yalnızca yazılı davetiyenin asıl usul olduğunu ve içermesi gereken asgari unsurları netleştirmektedir.
Bu olayda, Cumhuriyet Başsavcılığınca bir kişinin ifadesinin alınması için savcılığa telefon marifetiyle davet edildiği ve aynı gün ifadesinin alındığı vakıası tespit edilmiştir. Karar, telefonla ifadeye çağrılma uygulamasının fiiliyatta savcılık makamlarınca da kullanıldığını ve bu yöntemin tek başına bir usulsüzlük iddiasına konu edilmediğini göstermektedir; ancak bu durum, kişinin ifadeye çağrıldığı sırada sahip olduğu hakların (isnadı öğrenme, müdafi yardımı gibi) ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Arayan Kişinin Gerçekten Polis mi Yoksa “Telefonda Kendini Polis Olarak Tanıtan Dolandırıcı” mı Olduğu Nasıl Anlaşılır?
Bu, telefonla ifadeye çağrılma konusunda son dönemde en çok gündeme gelen risklerden biridir. Kendisini polis veya savcılık personeli olarak tanıtan dolandırıcıların sayısındaki artış, gerçek bir çağrı ile sahte bir çağrıyı ayırt etmeyi güçleştirmektedir.
Bu kararda Yargıtay, telefonla kendisini polis olarak tanıtmak suretiyle işlenen dolandırıcılık olaylarının yaygın olduğu hususuna dikkat çekmiş ve bu doğrultuda vatandaşın arayan kişinin gerçekten polis olduğuna inanmamasının makul bir gerekçe sayılabileceğini değerlendirmiştir. Bu karar, telefonla arandığınızda temkinli davranmanızın hukuken de haklı görülebileceğini ve arayan kişinin kimliğini teyit etmeden hareket etmemenizin makul bir tutum olduğunu ortaya koymaktadır.
Pratikte arayan kişinin gerçekliğini teyit etmenin en güvenli yolu, aramayı kapattıktan sonra ilgili karakolun veya savcılığın resmî, internetten teyit edilebilir sabit hattını kendinizin araması ve söz konusu çağrının gerçekten yapılıp yapılmadığını sormasıdır. Cep telefonundan gelen bilinmeyen bir numaranın kendiliğinden “polis” olduğuna inanmak, telefonla ifadeye çağrılma iddiasıyla dolandırılan pek çok kişinin ortak hatasıdır.
Telefonla Arayan Polise “Telefonda İfade Versem Olmaz mı?” Demenin Hukuki Karşılığı
Hayır, bu mümkün değildir; çünkü hukukumuzda “telefonla ifade verme” diye bir usul bulunmamaktadır. İfade, ya ilgilinin ifade alma yerinde bizzat hazır bulunmasıyla ya da SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla, kanunda öngörülen usul ve güvencelere uyularak alınabilir. Telefonda karşı tarafa aktarılan bilgiler, hukuken “şifahi bilgi” niteliğinde kabul edilir ve resmî bir ifade tutanağının yerine geçmez; dolayısıyla telefonla ifadeye çağrılma sürecinde telefonda anlatılanlar, sonradan resmî ifadenizde söylemedikleriniz aleyhinize kullanılamasa da, sizi telefonda söyledikleriniz üzerinden hazırlıksız bir konuma da düşürebilir.
Tanıkların Telefon, Faks veya E-posta ile Çağrılması Şüpheliden Farklı mıdır?
Evet, önemli bir farkla ve bu fark telefonla ifadeye çağrılma sürecinin en çok karıştırılan noktalarından biridir. CMK m. 43/2 uyarınca tanıklar telefon, faks veya elektronik posta yoluyla da çağrılabilir; ancak bu şekilde çağrılan bir tanığın gelmemesi, zorla getirme veya disiplin hapsi gibi yaptırımların uygulanmasına yol açmaz. Buna karşılık şüpheliler bakımından CMK m. 145 yazılı davetiyeyi esas almakta ve gelmemenin sonuçlarını (zorla getirme) buna bağlamaktadır. Bu ayrım, telefonla ifadeye çağrılma sürecinde kişinin hangi sıfatla (tanık mı, şüpheli mi) arandığının belirleyici olduğunu bir kez daha göstermektedir; zira aynı telefon çağrısı, tanık için yaptırımsız kalabilirken şüpheli için farklı bir hukuki zemine oturabilmektedir.
Karakola Hemen Gitmek Zorunda mıyım? Gitmezsem Ne Olur?
Telefonla ifadeye çağrılan pek çok kişi, işi veya özel hayatındaki bir yükümlülük nedeniyle çağrıyı hemen karşılayamamaktan endişe duymaktadır. Bu başlık altında, çağrıya derhâl icabet etmemenin gerçek hukuki sonuçları ele alınmaktadır.
Polis “Yarım Saate Karakolda Ol” Derse İşten İzin Alıp Hemen Gitmek Şart mıdır?
Telefonla ifadeye çağrılma sırasında sıkça karşılaşılan bu soruya cevap: Hayır, bu tür bir süre baskısının bağlayıcı bir kanuni dayanağı bulunmamaktadır. “Yarım saat içinde gel” şeklindeki bir sözlü baskının hukuki geçerliliğine dair Yargıtay’ın yeknesak, net bir uygulaması bulunmamaktadır. Ancak CMK m. 145’in temel felsefesi, kişiye çağrılma nedenini öğrenme ve buna göre hazırlanma imkânı tanımaktır; bu nedenle telefonla ifadeye çağrılma sırasında dayatılan anlık bir süre baskısının kendisinin hukuken bağlayıcı bir karşılığı yoktur ve tek başına kişiyi işini bırakıp derhâl gitmeye mecbur bırakmaz. Böyle bir durumda makul bir süre içinde geleceğinizi bildirmeniz, sürecin sağlıklı işlemesi için yeterli olacaktır.
Çağrıldığım Halde Karakola Gitmezsem Hakkımda “Zorla Getirme” (Yakalanma) Kararı Çıkarılır mı?
Evet, telefonla ifadeye çağrılma sonrası gidilmemesi hâlinde bu ihtimal gündeme gelebilir; ancak bu tek bir telefon görüşmesinden hemen sonra otomatik olarak gerçekleşen bir sonuç değildir. Usulüne uygun şekilde çağrıldığı hâlde makul bir mazeret bildirmeksizin gelmeyen kişiler hakkında, belirli şartların varlığı hâlinde zorla getirme veya yakalama kararı verilebilmektedir.
Aynı kararda Yargıtay, usulüne uygun yapılan çağrı üzerine kasten gelmeyen veya tüm araştırmalara rağmen bulunduğu yer tespit edilemeyen ya da soruşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla saklanan şüpheli hakkında Sulh Ceza Hâkiminin yakalama müzekkeresi verebileceğini belirtmiştir. Bu karar, zorla getirme veya yakalama kararının şüphelinin kasıtlı bir kaçınma göstermesi hâline özgülendiğini; makul bir mazeretle gelmeyen kişiler için otomatik bir tedbir olmadığını göstermektedir.
Bu olayda, müteaddit defa davet edilmesine rağmen gelmeyen kişi hakkında yakalanarak ifadesinin alınmasının teminine yönelik yakalama ve gözaltı kararı verildiği ve bu işlemin hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir. Karar, telefonla ifadeye çağrılma sonrası tekrarlanan davetlere rağmen sistematik olarak gelinmemesi hâlinde, sürecin yalnızca zorla getirmeyle sınırlı kalmayıp gözaltına kadar uzanabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bu kararda, yakalama emri çıkarılmadan önce şüphelinin mernis adresinde etkili bir soruşturma yapılmasının ve adres tespiti için yeterli araştırma yürütülmesinin zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Bu içtihat, mahkemelerin yakalama kararı vermeden önce kişinin gerçekten kaçtığını veya kasıtlı olarak gelmediğini araştırmakla yükümlü olduğunu; sırf bir telefon görüşmesinin cevapsız kalmasının tek başına yeterli sayılmadığını göstermektedir.
Telefonla ifadeye çağrılma sonrası bir kez cevap vermemek veya mazeret bildirmek genellikle tek başına ağır bir sonuç doğurmaz. Ancak arka arkaya yapılan çağrılara hiçbir yanıt verilmemesi veya bilinçli olarak saklanma izlenimi yaratılması, süreci zorla getirmeden gözaltına doğru hızla ilerletebilmektedir.
“Şehir Dışındayım” veya “Hastayım” Mazereti Karakola Nasıl Bildirilmelidir?
Telefonla ifadeye çağrılma sırasında mazeretinizi, sizi arayan görevliye o an sözlü olarak bildirmeniz beklenir; ancak bu bildirimin hangi resmî şekle tabi olması gerektiğine dair Yargıtay’ın net, yeknesak bir uygulaması bulunmamaktadır. Bununla birlikte, yukarıda aktarılan Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E. 2021/3664, K. 2021/6591 sayılı kararı, mahkemelerin yakalama kararı vermeden önce kişinin durumunu araştırma yükümlülüğünü vurgulaması bakımından, haklı ve zamanında bildirilmiş bir mazeretin zorla getirme kararının önüne geçebileceğini dolaylı olarak desteklemektedir.
“Sadece Bir Konuda Bilginize Başvuracağız” Sözünün Arkasındaki Tehlike
Telefonla ifadeye çağrılma sırasında sıkça duyulan “merak etmeyin, sadece bilginize başvuracağız” cümlesi, çoğu zaman kişiyi rahatlatmak için kullanılsa da, hukuken bağlayıcı bir güvence teşkil etmemektedir. Bu bölümde, sıfat karmaşasının doğurabileceği riskler ele alınmaktadır.
Şüpheli, Müşteki (Şikayetçi) veya Sadece Tanık (Bilgi Sahibi) Olduğumu Telefonda Öğrenebilir miyim?
Telefonla ifadeye çağrılma sırasında arayan görevliye sıfatınızı doğrudan sorabilirsiniz; ancak bu sorunun her zaman net ve nihai bir cevap alacağınız anlamına gelmediğini bilmeniz gerekir. Mevzuatımız “bilgi alma” ile “ifade alma” arasında keskin bir ayrım yapmaktadır.
Bu kararda, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde yer alan “bilgi alma”nın, bir suçun tespitine veya aydınlatılmasına yönelik olarak müşteki, suçtan zarar gören ve suç işleme şüphesi altında bulunmayan diğer kişilerin dinlenmesi ve tutanağa geçirilmesi anlamına geldiği hatırlatılmıştır. Bu tanım, “bilgi sahibi” sıfatıyla çağrılan bir kişinin, henüz hakkında somut bir şüphe bulunmadığı sürece farklı bir usule tabi olduğunu göstermektedir.
Bu kararda Ceza Genel Kurulu, şüphelinin kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesinin “ifade alma” olarak adlandırıldığını netleştirmiştir. İfade alma ile bilgi alma arasındaki bu ayrım, telefonla ifadeye çağrılma sırasında size hangi sıfatla hitap edildiğinin, sahip olduğunuz hakların kapsamını doğrudan etkilediğini göstermektedir.
Karakola Tanık (Bilgi Sahibi) Olarak Gidip Bir Anda “Şüpheli” Sıfatıyla Gözaltına Alınma Riski
Evet, telefonla ifadeye çağrılma sürecinde bu risk hukuken gerçektir ve literatürde “statü karmaşası” veya “de facto özgürlükten yoksun bırakma” riski olarak adlandırılmaktadır. “Sadece bilgine başvuracağız” denilerek karakola çağrılan bir kişi, ifade sırasında verdiği bir beyanla şüpheli konumuna geçebilir ve bu andan itibaren gözaltına alınması hukuken mümkün hâle gelir.
Bu kararda Ceza Genel Kurulu, kolluğun belirli kimseler üzerinde şüphenin somutlaşmasını takiben bu kimselere soru sorması hâlinde bunun artık ifade alma olduğunu ve ifade alma usulüne tabi olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Bu içtihat, “tanık” veya “bilgi sahibi” etiketiyle başlayan bir görüşmenin, kolluğun sorularıyla fiilen bir sorgulamaya dönüştüğü anda -unvan resmî olarak değişmemiş olsa dahi- kişiye şüpheli haklarının (susma hakkı, müdafi yardımı) tanınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı kararda Ceza Genel Kurulu, kolluk tarafından yapılan “ön görüşme”, “dostane sohbet” ya da “ifade öncesi mülakat” gibi yöntemlerle alınan beyanların da “ifade alma” sayılacağını ve bu nedenle usulüne uygun yapılmayan bu tür görüşmelerin delil olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır (Yargıtay CGK, E. 2022/388, K. 2022/824). Bu açıdan telefonla ifadeye çağrılma sürecinde “sadece kısa bir sohbet edeceğiz” ifadesi de aynı hukuki rejime tabi olabilmektedir.
Hakkınızda Şikayet Olup Olmadığını E-Devlet (UYAP Vatandaş) Üzerinden Önceden Sorgulama Yöntemleri
Bu konuda dürüst olmak gerekirse, E-Devlet veya UYAP Vatandaş portalı üzerinden hakkınızda şikayet olup olmadığını sorgulamanın kesin ve güvenilir bir yöntemi bulunmamaktadır; bu nedenle bu başlıkta somut bir teknik adım sunmak yerine önemli bir uyarıyı paylaşmayı tercih ediyoruz. E-Devlet veya UYAP Vatandaş portalı üzerinden her zaman derdest (devam eden) soruşturmaların görülmesi mümkün olmayabilir; bu durum, soruşturma üzerinde bir gizlilik (kısıtlılık) kararı bulunmasından veya bilginin henüz sisteme işlenmemiş olmasından kaynaklanabilir. Dolayısıyla “portalda adım görünmüyor, demek ki hakkımda bir şey yok” şeklindeki bir düşünce yanıltıcı olabilir ve telefonla ifadeye çağrılma anında bu varsayıma güvenerek hareket etmek risklidir.
Memur veya Kamu Görevlileri Telefonla Çağrıldığında Süreç Farklı mı İşler? (4483 Sayılı Kanun)
Kısmen evet. Bir kamu görevlisi hakkındaki soruşturma, görevi sırasında veya görevinden dolayı işlendiği iddia edilen suçlar bakımından 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında öncelikle idari bir ön inceleme ile başlayabilir. Buna karşılık, kamu görevlisinin telefonla ifadeye çağrılması ve ifade alma sürecinin kendisi bakımından, doktrindeki hâkim görüşe göre CMK hükümleri kıyasen uygulanmakta ve savunma hakkı (müdafi yardımı, susma hakkı) hiçbir şekilde kısıtlanamamaktadır. Bu nedenle bir kamu görevlisi telefonla ifadeye çağrıldığında, sürecin idari bir ön incelemeyle iç içe geçmiş olması, yukarıda anlatılan temel güvencelerden (yazılı çağrı, müdafi yardımı, susma hakkı) feragat etmesini gerektirmez.
Karakola Giderken Neden Mutlaka Bir Avukat (Müdafi) İle Gitmelisiniz?
Telefonla ifadeye çağrılma anından itibaren atılacak her adım, ileride bir ceza davasının seyrini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle sıfatınız ister tanık, ister müşteki, ister şüpheli olsun, karakola veya savcılığa giderken yanınızda bir ceza avukatı bulundurmanız, sürecin sağlıklı yürütülmesi açısından kritik önem taşımaktadır.
Polis İfadesinde Söylenen Bir Cümlenin Ceza Davasındaki Geri Dönülemez Etkisi
CMK m. 148/4 uyarınca, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan bir ifade, şüpheli tarafından mahkemede doğrulanmadıkça doğrudan hükme esas alınamaz (bkz. Yargıtay CGK, E. 2022/388, K. 2022/824). Ancak bu kural, avukatsız verilen bir ifadenin “önemsiz” olduğu anlamına asla gelmemektedir; zira bu ifade, soruşturmanın hangi yönde ilerleyeceğini, hangi delillerin toplanacağını ve hangi tanıkların dinleneceğini belirlemektedir. Telefonla ifadeye çağrılma sonrası hazırlıksız ve avukatsız verilen dikkatsiz bir cümle, mahkemede resmî olarak “delil” sayılmasa dahi, soruşturmayı aleyhe bir yöne sokarak geri dönüşü zor bir sürecin kapısını açabilir.
Avukat Olmadan İfade Verirken Yönlendirici (Tuzak) Sorulara Maruz Kalmak
Telefonla ifadeye çağrılma sonrası avukatın yokluğunda, kolluğun ikrar elde etmeye yönelik yönlendirici sorularla karşılaşma riski önemli ölçüde artmaktadır.
Bu kararda Ceza Genel Kurulu, ifade veren kişinin beyanının özgür iradesine dayanması gerektiğini; bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddet uygulama, bazı araçlar kullanma gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahalelerin yapılamayacağını hükme bağlamıştır. Karar, telefonla ifadeye çağrılma sonrası yorgun, hazırlıksız ve avukatsız bir şekilde ifade veren kişinin, farkında olmadan iradesini etkileyen bir baskı altında kalıp kalmadığının sonradan tespit edilmesinin son derece güç olduğunu göstermektedir.
Bu kararda Ceza Genel Kurulu, yasak usullerle elde edilen ifadelerin, kişinin rızasıyla verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Bu karar, “ben kendi isteğimle anlattım, kimse zorlamadı” şeklindeki bir yaklaşımın dahi, ifadenin elde ediliş biçimindeki usule aykırılığı tek başına ortadan kaldırmayacağını; bu nedenle avukatsız verilen ifadelerin sonradan hukuka uygunluk denetiminin son derece önemli olduğunu göstermektedir.
İfade Sırasında “Susma Hakkı”nı Kullanmak Suçluluk Psikolojisi Yaratır mı, Hâkime Kötü Görünür mü?
Telefonla ifadeye çağrılma sonrası pek çok kişinin merak ettiği bu soruya cevap: Hayır, hukuken kesinlikle görünmemelidir ve görünmesi de hukuka aykırıdır. Susma hakkı, isnat edilen suçlamalar hakkında açıklama yapmama konusunda şüpheliye tanınan temel bir haktır ve bu hakkın kullanılması aleyhe bir karine oluşturmamalıdır.
Bu kararda Ceza Genel Kurulu, susma hakkının insanlık onuruna saygı temeline dayalı hukuk devleti düşüncesinin bir sonucu olduğunu ve şüpheli ya da sanığın susma hakkını kullanmasının aleyhine delil oluşturmayacağını hükme bağlamıştır. Karar ayrıca bu hakkın kullanılmasının, dürüst yargılanma hakkıyla bağdaşmayacak şekilde aleyhe bir unsur olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulamıştır. Bu içtihat, telefonla ifadeye çağrılma sonrası paniğe kapılıp savunma stratejisi kurmadan konuşmak yerine, avukatınızla görüşene kadar susma hakkınızı kullanmanızın hiçbir şekilde aleyhinize yorumlanamayacağını göstermektedir.
İfade Tutanağını Okumadan İmzalamanın ve Tutanağa “Şerh Düşmemenin” Tehlikeleri
İfade tutanağını, içeriğini satır satır okumadan veya avukatınıza kontrol ettirmeden imzalamak, telefonla ifadeye çağrılma sürecinin en riskli aşamalarından biridir; çünkü tutanakta yer alan ifadeler, aksi ispatlanmadıkça sizin beyanınız olarak kabul edilir.
Bu olayda sanık, soruşturma aşamasında polisten korktuğu için tutanakları okumadan imzaladığını savunmuştur. Yargıtay, böyle bir iddianın ciddiyetle araştırılması gerektiğini ve bu yönde tereddüt bulunan beyanların doğrudan hükme esas alınamayacağını belirtmiştir. Karar, tutanağı okumadan imzalamanın sonradan “ben böyle demedim” savunmasını çok daha zorlaştırdığını; bu nedenle imza atmadan önce her satırın dikkatle okunması ve gerekirse itiraz edilen kısımlara şerh düşülmesi gerektiğini göstermektedir.
Bu kararda, müdafi huzurunda imzalanan bir ifadenin baskı altında verildiği iddia edildiğinde, ilgili avukatın bu iddia hakkında tanık olarak dinlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Karar, ifade sırasında yanınızda bulunan avukatın, yalnızca hukuki danışmanlık sağlamakla kalmayıp ileride “baskı altında ifade verdim” türünden bir iddianın gerçekliğini teyit edebilecek en önemli tanık konumunda olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Telefonla İfadeye Çağrılma ve Karakol Süreçlerine İlişkin Emsal Kararlar
Sıkça Sorulan Sorular
Hukuki Destek Almak İster Misiniz?
Telefonla ifadeye çağrıldıysanız, karakola gitmeniz istendiyse veya hakkınızda bir soruşturma yürütüldüğünden şüpheleniyorsanız, ifadeye gitmeden önce mutlaka bir avukatla görüşün. Şikayet konusu ve isnat edilen suçun öğrenilmesi, ifade süreci ve savunma stratejisinin belirlenmesi konularında profesyonel hukuki destek için vakit kaybetmeden iletişime geçin.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp ile Yazın
[…] adımları için diğer rehberlerimiz: şikayet sonrası ifadeye çağrılma bildirimi için Polis veya Savcılık Telefonla İfadeye Çağırır mı? ve karakol/savcılık ifade süreci için Karakoldan veya Savcılıktan İfadeye Çağrıldım Ne […]
[…] yargılaması sürecinin diğer adımları için rehberlerimiz: ifadeye çağrı bildirimi için Polis veya Savcılık Telefonla İfadeye Çağırır mı? ve dava sonrasında adli sicil kaydının durumu için E-Devlet Adli Sicil (Sabıka) ve Arşiv […]