Evlendikten sonra kocasının soyadını taşımak istemeyen bir kadın, boşandıktan sonra velayetindeki çocuğuna kendi soyadını vermek isteyen bir anne veya babasıyla arasındaki derin bir kopukluk nedeniyle onun soyadını taşımaktan artık huzursuzluk duyan bir yetişkin – hepsi aynı soruyla karşı karşıyadır: soyadı değiştirme davası hangi hallerde kabul edilir? Bu makalede, Türk Medeni Kanunu’nun 27. maddesindeki “haklı sebep” kavramının Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi tarafından nasıl yorumlandığını, evli kadınların ve boşanmış annelerin son yıllarda kazandığı içtihadi hakları, çocuğun soyadı değişikliğinde babanın konumunu ve dava sürecinin nüfus/miras hukukuna yansımalarını güncel kararlarla birlikte ele alıyoruz.
TMK 27 Kapsamında “Haklı Sebep” Nedir? Babasının Soyadını Silmek İsteyenlerin Hukuki Yolu
Kanun koyucu, soyadı değiştirme davasında hangi gerekçelerin “haklı sebep” sayılacağını tek tek saymamış, bu takdiri hâkime bırakmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik ilkesine göre kişinin adı ve soyadı üzerindeki hak, kişilik haklarının bütün özelliklerini taşıyan, şahsa sıkı sıkıya bağlı ve mutlak bir haktır; bu nedenle davanın kabulü için sübjektif bir arzu değil, objektif olarak ortaya konmuş bir gerekçe aranır.
Soyadı üzerindeki hakkın niteliği bağlamında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Kişinin adı ve soyadı üzerindeki hak, kişilik haklarının bütün özelliklerini taşır ve mutlaktır; bu hak şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olup bir başkasına devredilemez” tespitini yapmış ve “haklı bir sebep bulunması halinde” davanın kabul edilebileceğini, bu hususta “dürüstlük kuralına göre, kişinin o soyadını taşımamakta bir yararı varsa soyadının değiştirilmesine cevaz verilmelidir” ilkesinin geçerli olduğunu vurgulamıştır. Aynı kararda, reşit olmayan bir çocuğun babasının değiştirdiği soyadını reşit olana kadar taşımasının zorunlu olduğu, ancak reşit olduktan sonra kişinin şahsa sıkı sıkıya bağlı hakkını bizzat kullanarak kendi adına dava açabileceği ve bu durumun babasının açtığı davadan söz edilmiş sayılmayacağı, dolayısıyla hak arama özgürlüğünün bu şekilde sınırlandırılamayacağı belirtilmiştir.
“Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.”
Bu genel ilkenin pratikteki en önemli sonucu, “haklı sebep” kavramının kapalı (numerus clausus) bir liste olmadığıdır; her dava kendi somut koşulları içinde değerlendirilir.
Haklı sebebin tanımlanması bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkıdır” tespitini yaptıktan sonra “hangi hallerin haklı sebep teşkil ettiği konusunda bir yasal düzenleme bulunmadığından ve esasen bu konuda bir kıstas belirlenmesi de sözkonusu olmadığından, haklı sebebin var olup olmadığı, her bir davadaki özel koşullara göre mahkemece belirlenecektir” demiştir. Bu karar, hâkime tanınan takdir yetkisinin genişliğini net biçimde ortaya koymaktadır.
Travmatik Geçmiş: Babayla Görüşmemek, Terk Edilmek veya Şiddet Geçmişi Soyadını Değiştirmek İçin Yeterli mi?
Böyle bir travmatik geçmişe dayanılarak açılan soyadı değiştirme davasında, babanın ailevi sorumluluklarını yerine getirmemesi, terk edilme, şiddet geçmişi veya manevi bağların kopması TMK m.27 kapsamındaki haklı sebep değerlendirmesinde hâkim tarafından somut olayın şartlarına göre ele alınmaktadır. Ancak dava dilekçesinde yalnızca “babamla aram iyi değil” veya “görüşmüyoruz” gibi soyut beyanlar yeterli görülmemekte; geçmişe dönük ceza mahkemesi kararları, uzaklaştırma/koruma kararları, kolluk veya savcılık şikâyet tutanakları, psikolojik/psikiyatrik tedavi ve travma raporları ile ailevi kopukluğu bilen tanık beyanlarının mahkemeye sunulması aranmaktadır.
İdrak çağındaki çocuğun kendi soyadı tercihinin ağırlığı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “soyadı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu, idrak yaşındaki çocuğun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı haklarından olan soyadı ile ilgili samimi istek ve tercihine itibar edilmesi ve bu tercihine saygı gösterilmesi onun üstün yararına olacağı” tespitini yapmış; somut olayda çocuğun babasıyla görüşmemesi nedeniyle “çocuğun, velisinin soyadını taşımak istemesinde üstün yararının ve hakkının olduğunun kabulünün zorunlu olduğu”na hükmetmiştir.
İspat yükünün ağırlığı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “tüm dosya kapsamı ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; değişiklik için çocuğun üstün yararının bulunduğunu ispatlayacak haklı bir gerekçe bulunmadığı” gerekçesiyle davanın reddine hükmedilen kararı onamıştır. Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2023 tarihli 2023/819 E. sayılı kararında da tanık beyanı, sosyal inceleme raporu ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği, salt babayla ilgisizliğin tek başına yeterli olmadığı vurgulanmıştır.
Sekiz aylıkken açılan bir davada objektif delil eksikliği bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “dava tarihi itibariyle henüz sekiz aylık olan ve idrak çağında bulunmayan çocuğun annesinden farklı soyadı taşımasının çocuğu psikolojik olarak olumsuz etkilediğine dair objektif ve tarafsız delil sunulmadığının anlaşıldığını” belirterek davanın reddini onamıştır. Aynı Daire ayrıca, müşterek çocuğun soyadının değiştirilmesi talebinin boşanmanın fer’î niteliğindeki taleplerden olmadığını, bu nedenle ayrıca harçlandırılması gerektiğini ve “evliliğin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, velayet kendinde olan ebeveynin çocuğun soyadının değiştirilmesi konusunda talepte bulunduğu takdirde bu talebinin, çocuğun yüksek menfaatine olduğu konusunda iddiası ve bu iddiasının ispatının gerekmekte olduğu”nu hükme bağlamıştır.
Gülünç, Utanç Verici veya Söylenmesi Zor Olan Kötü Anlamlı Soyadlarından Kurtulma Süreci
“Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.”
Doktrinde “objektif sebepler” olarak adlandırılan bu kategori, bu gerekçeye dayalı soyadı değiştirme davasında TMK m.27 kapsamında en açık ve kabulü en kuvvetli haklı sebep gruplarından birini oluşturur.
Gülünç soyadın niteliği bağlamında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, “bir kimsenin soyadını değiştirebilmesi için eski soyadının, onu toplum içerisinde incitebilecek, gülünç, ayıp ve herkes tarafından yadırganabilecek bir nitelikte olması gerekir” tespitini yapmıştır. Aynı kararda, almak istenen yeni soyadın kabul edilebilmesi için “Kişinin almak istediği soyadın da o aileyle özdeşleşmiş, yakın çevresinde, dost ve akrabaları arasında kuşku ve duraksamaya yer vermeden tanınıp bilinen ve aynı zamanda anılan bir soyad olması gerekir” ölçütü konulmuştur.
Alay ve yadırganma olgusunun ispatı bağlamında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, “haklı nedenlerin varlığı halinde kişi adının ve dolayısıyla soyadının değiştirilmesini hakimden isteyebilir” kuralını hatırlatarak, davacıların “yasal ve doğal hakları bulunduğu” gözetilerek “davacıların mevcut soyadlarının, kendileriyle bu soyadı üzerinden alay edilmesini sağlayabileceği gibi çevrelerindeki insanların da kendileriyle alay ettikleri” tanık ve samimi beyanlarla kanıtlandığında davanın kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Ticari ve Sosyal Hayatta (İş Yerinde) Farklı Bir Soyadıyla (Örn: Annenin Bekarlık Soyadıyla) Tanınırlığın İspatı
Bu tür bir tanınırlık iddiasına dayanan soyadı değiştirme davasında, kişinin nüfus sicilindeki soyadından farklı olarak uzun yıllardır mesleki, ticari veya sosyal çevrelerinde annesinin bekârlık soyadıyla veya başka bir ad/soyadla bilinip tanınması da TMK m.27 anlamında geçerli bir haklı sebeptir. Yukarıda ele alınan 2010/13590 E. sayılı kararda konulan tanınırlık ölçütü uyarınca, davacının bu iddiasını ticaret sicil kayıtları, mesleki ruhsatlar, fatura ve banka yazışmaları, kartvizit ve sosyal medya kimlikleri ile desteklemesi gerekir.
Kolluk araştırmasının ispat gücü bağlamında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, “davacının soyadının değiştirilmesi isteminin 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3. maddesi kapsamında olmadığı gibi 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’a da aykırılık tespit edilmediği” durumlarda dahi, “yapılan kolluk araştırması sonucunda davacının soyadı değiştirilmesi talebi yönünden de davasını ispat ettiği göz önüne alındığında davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken soyadı değişikliği yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir” tespitiyle bozma kararı vermiştir.
Evli Kadınların ve Boşanmış Annelerin Soyadı Zaferi (Güncel AYM Kararları)
Türk Medeni Hukukunda aile adının erkeğin soyadına bağlanması ve kadının evlenmekle kocasının soyadını almaya zorlanması, uzun yıllar boyunca cinsiyete dayalı ayrımcılık ve kişilik hakkı ihlali iddialarının odağında yer almıştır. Bu alandaki soyadı değiştirme davası hakları, son yıllarda Anayasa Mahkemesi’nin peş peşe verdiği iptal kararlarıyla kökten değişmiştir.
Kadının evlenmekle kocasının soyadını almaya zorlanmasının anayasaya aykırılığı bağlamında, Anayasa Mahkemesi, “Erkek evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra da tek başına kullanabildiği hâlde kuralla kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak kocasının soyadının önünde kullanabileceği öngörüldüğünden karşılaştırmaya müsait şekilde benzer durumda olan eşler arasında cinsiyet temelinde farklı muamelenin yapıldığı açıktır” tespitini yapmış ve “bu itibarla evlenmeden önceki soyadının evlendikten sonra da tek başına kullanılması bağlamında kadın ve erkek arasında kuralla öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmaması sebebiyle eşitlik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır” diyerek TMK m.187’yi oyçokluğuyla iptal etmiştir. Mahkeme ayrıca “ortak soyadının aile bağlarını korumanın zorunlu unsuru olduğunun, bu manada eşlerin ortak soyadı taşımamaları hâlinde aile bağlarının hiçbir şekilde korunamayacağının söylenmesi de zordur” diyerek gerekçeyi pekiştirmiştir. Karar, 28.04.2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış ve TBMM’ye tanınan 9 aylık sürenin dolmasıyla 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kocasının Soyadını Taşımak İstemeyen Kadınlar: Dava Yoluyla Yalnızca Bekarlık (Kızlık) Soyadını Kullanmak
TMK m.187’nin iptali öncesinde de, evliliği devam eden ancak daha önce çifte soyadı kullanan bir kadının yalnızca kocasının soyadını taşımak istemesi durumunda mahkeme kararına gerek olmadığı kabul edilmişti; iptal kararı sonrasında ise nüfus müdürlüklerinin idari yoldan tescil yapmaktan imtina ettiği hallerde kadınlar bir soyadı değiştirme davası açarak TMK m.27 uyarınca yalnızca bekârlık soyadlarının tescilini talep edebilmektedir.
Çifte soyadlı evli kadının tek soyada dönüş talebi bağlamında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, “Davacının evliliği devam ettiğine göre sadece koca soyadı taşımak istemesi Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi hükmüyle kendisine tanınmış yasal bir haktır. Ayrıca haklı nedenin varlığının kanıtlanması da gerekmez” tespitini yapmıştır. Ancak aynı kararda, o dönem yürürlükte olan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 55. maddesi uyarınca “önceki soyadı, koca soyadı ile birlikte tescil edildikten sonra, kadın sadece koca soyadını taşımak isterse bu ancak mahkeme kararı ile mümkün olur” denilerek, tescil değişikliğinin idari yoldan değil mahkeme kararıyla yapılabileceği vurgulanmıştır.
Boşanma Sonrası Çocuğun Soyadının Değiştirilmesi: Velayeti Alan Anne, Kendi Soyadını Çocuğuna Verebilir mi?
Bu sorunun cevabı son on yılda kökten değişmiştir. Geçmişte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2015 tarihli, 2013/1755 E. ve 2015/1039 K. sayılı kararında benimsenen – bugün artık terk edilmiş – görüşe göre, çocuğun soyadı bir kez ailenin (evli değilse ananın) soyadı olarak belirlendikten sonra bu soyadın velayet hakkına dayanılarak değiştirilmesi TMK m.321 karşısında mümkün değildi ve yargı mercilerinin ebeveynlerin çocuk üzerinden inatlaşmalarına alet olmaması gerektiği vurgulanıyordu (benzer şekilde bkz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2013 tarihli 2013/429 E. sayılı kararı). Ancak Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararları bu içtihadı kökünden değiştirmiştir.
Dönüm noktası niteliğindeki bu kararda, Anayasa Mahkemesi, “Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olup erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiği açıktır” tespitini yapmış ve “özellikle cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin söz konusu olması ve bu farklılığı haklı kılacak önemli nedenlerin ortaya konulması gereğine rağmen belirtilen muamele farklılığını haklı gösterecek nitelik ve kapsamda bir gerekçeye yer verilmemiş olması dikkate değerdir” demiştir. Anayasa Mahkemesi, 21.07.2020 tarihli 2017/38724 başvuru sayılı kararında da benzer gerekçeyle, çocuğun soyadı kuralının hiçbir istisnaya izin vermeyecek şekilde aşırı katı yorumlanmasının aile hayatına saygı hakkı ile kamu düzeni amacı arasında adil denge sağlamaktan uzak olduğunu ve ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini belirtmiştir.
AYM kararları sonrasındaki içtihat dönüşümü bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Anayasa Mahkemesinin bir kısım bireysel başvuru kararları sonrasında Dairece haklı sebep bulunması ve küçüğün yüksek yararının gerektirmesi halinde velâyet hakkı kendisine bırakılmış olan annenin çocuğun soyadının değiştirilmesini talep edebileceğinin kabul edildiği”ni açıkça tespit etmiş ve dosyadaki bilgi ve belgeler “çocuğun üstün yararı” açısından bir bütün olarak değerlendirildiğinde davanın kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle reddine karar verilmesinin doğru olmadığına hükmetmiştir.
Üstün yarar testinin uygulanışı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “annenin velâyeti altında bulunan ortak çocukların annenin bekarlık soyadını kullanmasına izin verilmesi için gerekli şartların mevcut olup olmadığı, davanın kabulünün çocukların üstün yararına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır” demiş; “çocukların soyadının annenin soyadı olarak değiştirilmesinin çocukların üstün yararı bakımından ruhsal gelişimlerinin olumsuz etkilenmeyeceği aksine onların üstün yararına olacağı” ve “çocuğun soyadı değişmekle kişisel durumunun değişmeyeceği dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin benzer olaylarda verdiği hak ihlaline ilişkin kararlarının gözetildiği” belirtilerek davanın kabulü onanmıştır. Benzer bir olguda, çocuğun okula başlayınca kendi soyadının annesininkinden neden farklı olduğunu sorgulamaya başlaması üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 29.11.2023 tarihli 2023/5938 E. sayılı kararında da değişikliğe hükmetmiştir.
Üstün yararın somut delille ispatına örnek olarak, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “çocuğun anne ile soyadının farklı olması sebebiyle okul ve hastane gibi yerlerde psikolojik olarak sıkıntı yaşadığı, dinlenen ve çocuğun soyadı sebebiyle yaşamış olduğu psikolojik durumu gören tanık beyanına göre de çocuğun soyadı sebebiyle hastalandığında hastaneye gitmek istemediği, okulda arkadaşlarının soyadı sebebiyle ‘abur cubur’ şekline alay ettikleri, bunun da çocuğun psikolojik olarak etkilenmesine sebep olduğu” tespit edilmiş ve “çocuğun soyadının değiştirilmesinin çocuğun üstün yararına olacağı” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her talep kabul görmemektedir. Boşanma davası kesinleşmeden (derdestken) açılan talepler, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2024 tarihli 2023/6641 E. sayılı kararında, olumsuz etkilenme iddiasının varsayıma dayalı ve soyut nitelikte olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Reddedilen bir talep türü olarak, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “evlilik birliği içinde doğan çocuğun evlilik içinde doğumla kazandığı soyadının, davacı annenin ikinci evliliği nedeniyle kazanmış olduğu soyadı ile değiştirilmesi mümkün bulunmadığının anlaşılmasına göre” talebin reddi gerektiğine hükmetmiş; bu tür bir değişikliğin “nüfus kayıtlarında daha çok karışıklığa sebebiyet vereceği” ve “hem çocuğun üstün yararı açısından hem de kamu düzeni açısından bir fayda sağlamayacağı”nı belirtmiştir. Aynı Daire, 01.11.2023 tarihli 2023/2272 E. sayılı kararında da annenin yeniden evlenmiş olması durumunda çocuğun soyadının değiştirilmesinin “daha sıkıntılı durumlara neden olabileceği ve çocuğun menfaatini zedeleyeceği”ni vurgulamıştır.
Babanın Rızası veya İzni Olmadan Çocuğun Soyadı Değişir mi? (“Çocuğun Üstün Yararı” Kriteri)
2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin, boşanmada çocuğun babanın soyadını alacağına dair kuralı içeren ikinci fıkrasının birinci cümlesi Anayasa Mahkemesi’nin 08.12.2011 tarihli, E. 2010/119 ve K. 2011/165 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Bu iptalin doğal sonucu olarak, çocuğun soyadını hedefleyen bir soyadı değiştirme davasında velayet hakkına sahip annenin babanın açık rızası aranmaksızın dava açabileceği kabul edilmektedir.
Babanın rızasının dava şartı olmadığı bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “erkeğe velâyet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velâyet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiği” açıktır demiştir. Dolayısıyla babanın açık rızası aranmaksızın velayet hakkına sahip anne dava açabilir; ancak baba usul hukuku bakımından mutlaka davaya dahil edilerek savunma ve delil sunma imkânı tanınmalıdır.
Ancak anne de mutlak bir yetkiye sahip değildir; babanın davaya dahil edilmesi, onun rıza göstermemesi halinde davanın doğrudan reddedileceği anlamına gelmez, fakat annenin talebinin de gerekçesiz olamayacağı anlamına gelir.
Annenin talebinin sınırları bağlamında, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Çocuğun üstün yararı gereği, anne hiçbir gerekçe göstermeden, sırf velayetin kendisinde olduğunu ileri sürerek çocuğa kendi kızlık soyadının verilmesini isteyemez” ilkesini benimsemiştir. Aynı kararda “Çocuğun üstün yararı, çocuğu ilgilendiren her işte göz önüne alınması zorunlu olan ve belirli bir somut olayda çocuk için en iyisinin ne olduğunu belirlemede dikkate alınan bir ölçüt bir kılavuzdur” denilmiş, öte yandan “erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğuracağı” da vurgulanmıştır.
Bu son ilke aynı zamanda, sırf velayete dayanarak babanın soyadı yanında annenin bekârlık soyadının da çocuğa verilmesini talep eden “çifte soyadı” iddialarını değerlendirirken de uygulanmaktadır. Nitekim yukarıda haklı sebep tanımı bağlamında ele alınan 2024/9344 E. sayılı kararın devamında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Davacılar tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden, sırf velâyet hakkına dayalı olarak çocuğa babanın soyadı yanında annenin kızlık soyadının da verilmesi istenemeyeceği gibi, bu konuda yasal bir düzenleme de bulunmamaktadır” demiş ve “çocukların anne ve baba soyadlarını birlikte kullanmaları Nüfus Kanunu kapsamında düzenlenen nüfus kayıtlarında ve ileride çocukların alt soyları açısından karışıklığa sebebiyet vereceği gibi bu durumun çocukların üstün yararından çok zararlarına dahi olacağı” gerekçesiyle çifte soyadı talebini reddetmiştir.
İsim ve Soyadı Değişikliğinin Nüfus ve Miras Hukukuna Etkisi
Bir soyadı değiştirme davası açmayı düşünen kişilerin en büyük çekincelerinden biri, bu değişikliğin mirasçılık haklarını zedeleyip zedelemeyeceği ve resmi kayıtlarda hak kaybı doğurup doğurmayacağıdır. Bu husus TMK ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu çerçevesinde kesin kurallara bağlanmıştır.
Soyadım Değişirse Babamdan veya Ailemden Gelecek Miras Hakkım (Mirasçılık Sıfatım) Kaybolur mu?
“Ad değişmekle kişisel durum değişmez.”
Kesinlikle hayır. Yukarıda 2024/1260 E. sayılı kararda da vurgulandığı üzere, soyadının değişmesi kişinin anne, baba veya üstsoyu ile arasındaki hukuki ve biyolojik soybağını (nesebi) hiçbir şekilde ortadan kaldırmaz. Mirasçılık sıfatı soyadına değil, kan bağına, evlatlık ilişkisine veya TMK’de düzenlenen yasal/atanmış mirasçılık statüsüne dayanır. Nüfus kayıtlarında bireyin T.C. Kimlik Numarası, aile sıra numarası, cilt numarası ve ana-baba kaydı sabit kaldığından, kişinin babasından, annesinden veya akrabalarından kalacak yasal miras haklarında, saklı paylarında ve tenkis taleplerinde hiçbir hak kaybı yaşanmaz.
Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ve Veraset İlamı (Mirasçılık Belgesi) Çıkartılırken Geçmiş Soyadının Eşleşmesi
Sonuçlanan bir soyadı değiştirme davasının ardından miras bırakanın vefatı üzerine noterliklerden veya Sulh Hukuk Mahkemelerinden mirasçılık belgesi (veraset ilamı) talep edildiğinde, MERNİS sistemi üzerindeki vukuatlı nüfus kayıtları esas alınır. Kişinin soyadı mahkeme kararıyla değiştirildiğinde, Nüfus Müdürlüğü MERNİS sistemindeki nüfus kütüğüne mahkemenin esas/karar numarasını ve tescil edilen yeni soyadını şerh olarak işler; çıkartılan “Vukuatlı Aile Nüfus Kayıt Örneği”nde kişinin eski soyadı, yeni soyadı, mahkeme tescil tarihi ve soybağı silsilesi açıkça listelenir. Noter veya Sulh Hukuk Mahkemesi hâkimi, T.C. Kimlik Numarası ve vukuatlı kayıttaki bu şerhi esas alarak mirasçılık belgesini düzenler; bu bilgiler incelenen Literatür raporundaki genel doktriner çerçeveden derlenmiştir ve somut dosyada Nüfus Müdürlüğünden ayrıca teyit edilmesi önerilir.
Geçmişteki Tapu, Banka, Ehliyet ve Diploma Kayıtlarının Yeni Soyadına Göre Güncellenmesi İşlemleri
Mahkemece verilen soyadı değişikliği kararının kesinleşmesi ve nüfusa tescil edilmesinin ardından, bireylerin geçmiş resmi kayıtlarını güncellemesi gerekir. Kimlik kartı, ehliyet ve pasaport için Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğüne başvurularak yeni soyadını içeren belgeler doğrudan düzenlenir. Tapu kayıtlarında eski soyadı yer alan taşınmazlar için Tapu Müdürlüğüne “İsim/Soyadı Tashih ve Güncelleme” talebinde bulunulur; başvuruya kesinleşmiş mahkeme ilamı ve vukuatlı nüfus kayıt örneği eklenir. Bankalar MERNİS entegrasyonu sayesinde kimlik yenilendiğinde güncellemeyi çoğunlukla otomatik olarak görebilmekte, ancak hesap ve kredi kartı gibi kayıtların fiziki güncellemesi için kesinleşme şerhli mahkeme kararı ibrazı gerekebilmektedir. Üniversiteler ve MEB kural olarak basılı diplomayı yeniden düzenlemez; ancak mezuniyet bilgi sisteminde soyadı güncellenir ve talep halinde diplomaya ek olarak soyadı değişikliğini tevsik eden bir şerh belgesi verilir. Bu bölümdeki kurum bazlı işlem detayları incelenen Mevzuat raporunun ilgili bölümünden derlenmiştir; somut başvurularda ilgili kurumun güncel prosedürünün ayrıca teyit edilmesi önerilir.
E-Devlet Yanılgısı ve İstanbul Anadolu Adliyesi Dava Süreçleri
Uygulamada vatandaşlar arasında en yaygın yanılgılardan biri, soyadı değiştirme davasının e-Devlet üzerinden tek bir tıkla veya Nüfus Müdürlüğüne verilecek basit bir dilekçeyle her zaman yapılabileceği inancıdır. Bu yanılgı ciddi zaman ve hak kayıplarına yol açmaktadır.
Nüfus Müdürlüğüne Verilen Dilekçeyle (E-Devlet Üzerinden) Neden Sadece Harf Hataları Düzeltilebilir?
“Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.”
Geçmişte 5490 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 8. madde ile getirilen idari düzenleme, yalnızca nüfus kütüğüne tescil esnasında yapılan açık imla ve yazım hatalarını, düzeltme işareti (şapka) eksikliklerini ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen genel ahlaka aykırı, iğrenç veya gülünç anlam taşıdığı açıkça tespit edilen soyadlarını kapsayan süreli ve istisnai bir usuldü. Bu geçici süre artık sona ermiştir. Bireyin kendi iradesiyle babasının soyadını silmek istemesi, annesinin bekârlık soyadına geçmek istemesi, evli kadının yalnızca kendi soyadını talep etmesi veya çocuğun soyadının değiştirilmesi gibi esasa ve iradeye dayalı değişiklikler kesinlikle e-Devlet veya idari dilekçe ile yapılamaz; bu değişiklikler için mutlaka TMK m.27 uyarınca yetkili ve görevli mahkemede dava açılması zorunludur.
Hangi Mahkeme Görevlidir? Asliye Hukuk Mahkemesi ile Aile Mahkemesi Arasındaki İnce Ayrım
“Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları (…) nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.”
Ergin bireylerin kendi soyadını değiştirmek için TMK m.27 ve NHK m.36 uyarınca açacağı soyadı değiştirme davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir; yetkili mahkeme ise davacının yerleşim yeri mahkemesidir ve davada hasım olarak ilgili İlçe Nüfus Müdürlüğü gösterilir. Buna karşılık, velayeti kendisinde olan annenin çocuğun soyadını kendi bekârlık soyadıyla değiştirme talebi doğrudan velayet hakkının kapsamı ve çocuğun üstün yararı ile ilgili olduğundan, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca Aile Mahkemesi görevlidir; bu davada da baba davalı veya davaya dahil edilen taraf olarak, ilgili Nüfus Müdürlüğü ise kanuni hasım olarak yer alır. Görev hususunun karıştırılması, dosyanın görevsizlik kararıyla usulden reddedilmesine yol açabileceğinden dava açılmadan önce mutlaka doğru mahkeme tespit edilmelidir.
Soyadı Davasında Şahit (Tanık) Dinletmek Zorunlu mu? Akrabalar Duruşmada Şahitlik Yapabilir mi?
Bir soyadı değiştirme davasında haklı sebebin ispatı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel hükümlerine tabidir. Kanun tanık dinletilmesini mutlak bir şekil şartı olarak zorunlu kılmamış olsa da, uygulamada haklı sebebin (sosyal çevrede farklı tanınma, ailevi şiddet, babayla kopukluk, alay konusu olma vb.) sübuta ermesi için mahkemede tanık dinletilmesi davanın kabulü açısından kritik önem taşımaktadır.
Tanık delilinin belirleyiciliği bağlamında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, TMK m.27’ye değinerek “4721 sayılı Türk Medeni Yasası’nın 27. maddesi hükmüne göre adın ve soyadın düzeltilmesi haklı nedenlere dayanılarak hakimden istenebilir” demiş ve “Somut olayda davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar, dosyada toplanan kanıtlar ve özellikle tanık anlatımları, anılan Yasa maddesi hükmüne göre haklı neden sayılarak davanın kabulü ile davacının soyadının istem gibi düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir” tespitiyle bozma kararı vermiştir. Akrabalık (anne, baba, kardeş, teyze, dayı vb.) HMK uyarınca tanıklığa engel değildir; aile içi travmaların, terk edilmenin ve ailevi aidiyet bağının fiilen koptuğunun en yakın görgü tanığı çoğu zaman aile bireyleri olduğundan, mahkemeler akraba tanıkların beyanlarına itibar etmektedir. İş hayatındaki tanınırlık iddialarında ise mesai arkadaşlarının ve iş ortaklarının tanıklığına da başvurulur.
Tek Celsede Hızlı Çözüm: Davanın Açılması, İlan Süreci ve MERNİS Sistemine İşlenmesi
Dosyanın usul eksikliği olmaksızın hazırlanması, davanın tek celsede sonuçlanma ihtimalini doğrudan artırır. Görevli ve yetkili mahkemeye haklı sebepleri açıklayan dava dilekçesi sunulur, harçlandırma yapılır ve tanık listesi ile kolluk araştırması talebi baştan dosyaya eklenir. Duruşma, NHK m.36/1-a uyarınca nüfus temsilcisinin huzuruyla yürütülür; delillerin eksiksiz sunulması halinde mahkeme ilk celsede davanın kabulüne karar verebilir.
“Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve Basın İlan Kurumunun ilan portalında ilan olunur. Bu ilanda; hükmü veren mahkeme, kararın verildiği tarih, dosyanın esas ve karar numarası ile adının değiştirilmesine karar verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi, ana ve baba adı, önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve soyadı yer alır.”
14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca, kabul edilen soyadı değişiklikleri artık eskisi gibi yerel bir gazetede değil, Basın İlan Kurumunun ilan portalında yayımlanmaktadır. İlan ve itiraz sürelerinin geçmesi ve kararın kesinleşmesiyle birlikte mahkeme yazı işleri müdürlüğü, kesinleşme şerhli kararı doğrudan MERNİS sistemine işlenmek üzere Nüfus Müdürlüğüne gönderir; NHK m.36/1-b uyarınca ergin olmayan çocukların ve varsa eşin durumu da bu doğrultuda MERNİS aile kütüğüne re’sen tescil edilir.
Soyadı üzerindeki hakkın mutlak ve şahsa sıkı sıkıya bağlı bir kişilik hakkı olduğunu, haklı sebep bulunması halinde ve dürüstlük kuralı gereği davanın kabul edilebileceğini belirleyen temel karar.
Haklı sebebin her davada somut koşullara göre belirleneceğini teyit eden, ayrıca gerekçesiz çifte soyadı taleplerinin reddedilmesi gerektiğini de ortaya koyan güncel karar.
İdrak çağındaki çocuğun kendi soyadına ilişkin samimi istek ve tercihinin, babasıyla görüşmemesi halinde üstün yarar kapsamında değerlendirileceğini kabul eden karar.
Travmatik geçmiş iddialarında soyut beyanın yetersiz olduğunu, üstün yararı ispatlayacak somut gerekçe aranması gerektiğini vurgulayan ret örneği.
Küçük bir çocukta objektif ve tarafsız delil sunulmadığında talebin reddedileceğini ve soyadı değişikliği talebinin boşanmanın fer’î niteliğinde olmadığını belirleyen karar.
Gülünç soyadın tanımını ve talep edilen yeni soyadın çevrede kuşkusuz tanınmış olması gerektiği ölçütünü birlikte ortaya koyan referans karar.
Mevcut soyadı nedeniyle alay konusu edilmenin, tanık ve samimi beyanlarla kanıtlandığında haklı sebep teşkil ettiğini kabul eden karar.
Kolluk araştırmasının tanınırlığı kanıtladığı hallerde, davanın kısmen değil tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğine hükmeden bozma kararı.
TMK m.187’yi iptal ederek evli kadının yalnızca kendi bekârlık soyadını tek başına kullanabilmesinin önünü açan, cinsiyet eşitliğine dayalı dönüm noktası kararı.
Çifte soyadlı evli bir kadının sadece koca soyadını taşımasının yasal bir hak olduğunu, ancak tescilin mahkeme kararı gerektirdiğini belirleyen karar.
Çocuğun soyadını belirleme hakkının yalnızca babaya tanınmasının, velayet hakkının kullanımında cinsiyete dayalı ayrımcılık teşkil ettiğini tespit eden dönüm noktası kararı.
AYM’nin bireysel başvuru kararları sonrasında, velayet hakkı kendisinde olan annenin çocuğun soyadını değiştirmesini ilk kez açıkça kabul eden Yargıtay içtihadı.
Çocuğun üstün yararı testini uygulayan ve soyadı değişse dahi kişisel durumun değişmeyeceğini vurgulayan, güncel ve kapsamlı bir karar.
Çocuğun okulda ve hastanede yaşadığı somut psikolojik zararın tanık beyanıyla ispatlanması üzerine soyadı değişikliğine hükmedilen örnek olay.
Annenin ikinci evliliğinde kazandığı soyadının çocuğa verilmesi talebinin, nüfus kaydı karışıklığı gerekçesiyle reddedildiği örnek karar.
Velayet hakkına sahip annenin, babanın açık rızası aranmaksızın soyadı değişikliği davası açabileceğini teyit eden karar.
Annenin sırf velayete dayanarak gerekçesiz talepte bulunamayacağını, çocuğun üstün yararının belirleyici ölçüt olduğunu netleştiren sınırlayıcı karar.
Tanık anlatımlarının davanın kabulünde belirleyici olduğunu, yerinde olmayan gerekçeyle verilen ret kararının bozulması gerektiğini ortaya koyan karar.
Sık Sorulan Sorular
Bu makalede ele alınan soyadı değiştirme davası, Turgut Ekrem Hukuk Bürosu’nun Aile Hukuku alanındaki çalışmalarının bir parçasıdır.
Soyadınızı Değiştirmek veya Çocuğunuza Kendi Soyadınızı Vermek İçin Doğru Stratejiyi mi Arıyorsunuz?
Haklı sebebin doğru kurgulanması, güncel AYM ve Yargıtay içtihatlarına uygun bir dilekçe ve eksiksiz bir tanık/delil listesi, davanın tek celsede sonuçlanma ihtimalini doğrudan artırır. Dosyanızı birlikte değerlendirelim.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp’tan Yazın
Bir yanıt yazın